Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Kuran'da Ahiret Hayatı
İslam itikad nizamında temel iman esaslarından biri de "Ahiret Günü"ne inanmaktır.
 

12-03-2013

 

İslam itikad nizamında temel iman esaslarından biri de “Ahiret Günü”ne inanmaktır. İnançlarımız ve amellerimize göre, mutluluk dolu, ya da belirli bir süresi veya bütünü azaplarla çevrili ebedî bir hayat yaşamak için, ölümden sonra tekrar dirileceğimize iman etmektir.

İnsan, bu yüceler yücesi güne inanmadıkça, bu mukaddes günü yakınlardan yakın bilmedikçe, bu günün korkusuyla ürpermedikçe, bu günün saadetine arzu duymadıkça dünya hayatını mânâlandıramaz, yaşama aşkı ve emelleriyle dolu canlı ve gayeli bir hayat süremez, iradesi ve imkanlarını faziletlere yönelterek özlemi duyulan bir “İslam insanı” olamaz.

Bunun içindir ki, ahiret gününe iman konusu Kur’an-ı Kerim’de pek çok kere işlenmekte, bu azim gücün varlığı ve oluş şekli şuurlara yerleştirilmektedir. Bu mutlak adalet günündeki ilahi muhakeme bütün dehşeti ve ayrıntılarıyla birleştirilmekte, cennet ve nimetleri, cehennem ve azabı gayet açık bir şekilde tasvir olunmaktadır.

Bu gerçek ve yüce günün sahibi Rabbimiz şöyle buyurur: “İnkarcılar, öldükten sonra asla diriltilmeyeceklerini zannedip iddia ettiler. (Ey Peygamber! (Onlara) de ki; hayır (zannettiğiniz gibi değil.) Rabbim hakk için muhakkak yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu ise Allah’a göre kolaydır.” (Tegabün/7)

“Gökler ve yeri yaratan (Allah’ın), Onlar gibisini yaşatmaya gücü yetmez mi? Elbette buna gücü yeter. O, herşeyi yaratandır, herşeyi bilendir.” (Yasin/81)

İnsanların inanmaya çağrıldıkları ahiret gününün kainat nizamının çünkü ile başlayacak ilk safhasını ve insanların büyük bir korku ve dehşet içerisinde kabirlerinden diriltilerek çıkarılacaklarını Kur’an’ımız şöyle açıklamaktadır:

“Gök, yarıldığı zaman.”

“Güneş dürüldüğü (ve ziyası söndürüldüğü zaman.” “Yıldızlar dökülüp saçıldığı zaman, dağlar yürütüldüğü (toz duman olduğu) zaman, denizler fışkırtıldığı, kabirler (in toprağı) alt-üst edildiği zaman, insan -kaçış nereye-? diyecek. Hayır hiçbir sığınak yok.” O gün kişi, (Hak iddia ederler korkusuyla) kardeşinden,  anasından ve babasından, zevcesinden ve oğullarından kaçacaktır. O gün herkesin (varıp) duracağı yer ancak Rabbin (in huzurudur.)” (Tekvir, İnfitar, Abese, Kıyame Sureleri)

Kur’an ayetlerinde oluş şekli açıklanan ahiret gününde insanların Allah’ın huzurunda nasıl muhakeme olunacaklarını da Kur’an’ımız şöyle belirtmektedir: “Herkesin boynuna işledikleri amelleri dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırır (ve şöyle deriz): (Amel) Kitabını oku. Bugün kendi hesabını kendin göreceksin.” (İsra/13-14)

“Amel kitabı ortaya konunca, suçluların onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün. -Vah bize, eyvah bize! Bu nasıl kitapmış küçük büyük birşey bırakmadan hepsini saymış- derler. Yaptıklarını hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.” (Kehf/49)

“(İşte o gün ağızlarını mühürleriz.) Kendi dilleri, elleri ve ayakları yapmış olduklarına tanıklık ederler. O gün Allah onlara kesinleşmiş cezalarını verecektir. Allah’ın apaçık hak olduğunu bileceklerdir.” (Nur/24-25)

Mükafat ve ceza tevziinde Allah’ın adaleti tecelli etmeye başlayınca Allah’ı, elçisini ve kanunlarını tanımayan inkarcı ve isyancıların, yoksun kalacakları mutluluktan ve uğrayacakları azaptan ötürü pek büyük nedamet duyguları içerisinde vahlanacaklarını, ama bu sızlanışların bir faydası olmayacağını, zira hiçbir dost ve yardımcısının bulunmayacağını da Kur’an’ımız bütün tafsilatıyla açıklamaktadır:

“... O gün kişi elleri ile yapıp öne sürdüğü işlere bakar, inkarcı ve isyancı kişi de şöyle der: Ah! Ne olurdu ben bir toprak olaydım. (Keşke dirilmeyeydim.)” (Nebe/40)

Ne olaydı, ben Hak Peygamberle (ve O’nun izindekilerle) beraber bir kurtuluş yolu edineydim. Yazıklar olsun bana! Keşke beni sapıtan falanı dost edinmeyeydim. Vallahi beni, bana geldikten sonra Kur’an (düzeni)nden o sapıttı.” (Furkan/27-29)

“Artık onlara, şefaatçilerin şefaatı fayda vermez.” (Müddesir/48)

“(Zaten Allah’ı elçisini ve kanunlarını tanımamakla öz nefislerine, hakları çiğnemekle ve fertlere ve topluma) zulmedenlerin ne dostu ne de dinlenir bir şefaatçisi olur.” (Mümin/18)

Kur’an ve sünnet açıklamalarına göre, iman etmedikçe ve tevbe ile arınarak İslam dinini yaşamadıkça, Allah’a, Peygamberlerine ve ahiret gününe inanmayanlar, rabbimizin ve peygamberlerimizin hayatımızı düzenleyen emir ve yasaklarına uymayanlar cehenneme atılacaklar. Evet inançsızlar, namaz kılmayanlar, cemiyetin fakir kesimini kalkındırmak istemeyenler, zekat vermeyenler, çeşitli entrikalarla fert ve toplum haklarına tecavüz edenler, zinacı, içkici ve çekiştiriciler, Hakk’a çağırdıkları halde Hakk’ı yaşamayanlar gibi inkarcılar ve günahkârlar inanmadıkları veya azabından koruyacak hayatı sürdürmedikleri için Cehennem atılacaklar ve Allahu Teala onlara şöyle buyuracaktır: “Bu (ahiret) günümüze kavuşmayı unutmanıza karşılık tadın azabı. Doğrusu (şimdi) biz de sizi unuttuk. (Sizi cehenneme bıraktık) Yaptıklarınıza karşılık, çekin o, ardı arkası kesilmeyen azabı!” (Secde/14)

İslam dinini hayat düzeni edinerek Allah’a ve Peygamberine itaat edenler de mutluluk yurdu cennetlere gönderilecekler ve onlara şöyle denilecek: “İşte, (söz, iş ve davranışlarınızla) İslam’ı yaşamamız sebebiyle mirasçısı olduğunuz cennet” (A’raf/43). “Her türlü elemden arınmışlık) selamet size. Artık mutlusunuz. Ebedi olarak kalmak üzere girin cennete.” (Zümer/73)

İbn-ü Ömer (r.a.) anlatıyor:

Allah’ın rasulü (s.a.v.) ile beraberdim. Ensar’dan bir sahabi (Allah’ın Rasulüne) geldi ve O’na selam verdi. Sonra da sordu:

- (Ya Rasulullah) Mü’minlerin en zekisi hangisidir?

- Onların ölümü en çok hatırlayanı, ölümden sonrası için en güzel bir şekilde (ahiret) hazırlığı yapanıdır. İşte onlar, (evet bu gibiler) en zeki mü’minlerdir. (Tac 5/212, İ. Mace 4259)

Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de cehennem ve cennet hayatını idraklerimize yaklaştırarak bütün ayrıntılarıyla bildirmektedir. Bu açıklamalar o kadar canlıdır ki, bazen de ruhun etkileneceği şekilde tablolaştırılır ve seslendirilir.

İslam’a inanmayanlar ve bu hak nizamı yaşamayanların, Hz. Peygambere iman edip, O’nun yolunu ve izini takip etmeyenlerin atılacakları Cehennem’in azabını ve bu azabın kalblere korku salıcı dehşetini Kur’an ayetlerinden izleyelim.

“Cehennem, (kendisine atılacaklara) uzak bir yerden gözükünce, onlar, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler.” (Furkan/16)

İşitirler de tam bir nedamet ve hüsran içinde şöyle vahlarlar: “.......Keşke ölüm kat’î olaydı (da bir daha dirilmiyeydim) Malım bana fayda vermedi, gücüm de kalmadı.” (Hakka/27)

İnkarcı ve isyancı kullar cehenneme atıldığında; azab onları kuşatacak. “... Azab, onları tepelerinden ve ayakları altından saracak.” (Ankebut/55) “.... Derilerinin her yanışında, azabı tadmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, hakimdir.” (Nisa/56)”Günahkarların (cehennemdeki) yemeği o zakkum ağacıdır. O, kaynar suyun fıkırdadığı gibi karınlar içinde kaynayacak erimiş madenler gibidir.” (Duhan/43-46) “İşte siz, ey sapıklar, yalanlayanlar! Doğrusu bu zakkum ağacından yiyeceksiniz. Karınlarınızı onunla dolduracaksınız. Onun üzerine (erimiş maden tortusu gibi) kaynar su içeceksiniz. Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.” (Vakıa/51-56) “... Bu içki, ne fena bir içki ve bu ateş de ne kötü konaklama yeridir.” (Kehf/29)

Pek tabidir ki, azablılar bu korkunç elemden kurtulmak, ızdırabı ölümden daha ağır olan cehennemden çıkmak isterler. Ana nafile. “... Oradan her çıkmak istediklerinde, yine o ateş içerisine döndürülürler ve onlara; -tadın bakalım yalanlayıp durduğunuz o ateşin azabını- denilir.” (Secde/20)

Kur’an-ı Kerim’de, cehennem ateşi ve cehennemliklerin azabı canlı tablolar halinde takdim olunduğu gibi, cennet nimetleri ve cennetliklerin mutlu hayatı da ruhları etkileyici bir şekilde sunulmaktadır.

“İnanan ve yararlı işler yapanlar için hoş bir hayat ve güzel bir istikbal vardır.” (Ra’d/29) “... Onları, altından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedi olarak kalıcıdırlar.” (Nisa/57) “Gerçekten cennetlik olanlar o gün eğlenceyle meşguldürler.” (Yasin/55) “Onlar dal bastı kirazları, salkımları sarkmış muz ağaçları ve yayılmış tatlı gölgeler altında, çağlayarak akan sular kenarlarında, bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında, yüksek döşeklerde...” (Vakıa/28/34) “... Cevherlerle örülmüş tahtlar üzerindedirler....” (Vakıa/15) “(Cennette onlar için) işlediklerine karşılık olarak sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır.” (Vakıa, 22-23) “Biz ceylan gözlüleri (cennetlikler için) yeniden yaratmışızdır. Onları, bakire, şuh, eşlerine düşkün ve yaşıtları kılmışızdır.” (Vakıa/35-37) “Ebedi gençliğe erdirilmiş genç hizmetçiler, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler ibrikler ve kaselerle (cennetliklerin) etrafında dolaşırlar.” ( Vakıa/17-19)

İmanlı ve güzel amelli mü’minler öyle nimetler içerisindedirler ki, Kur’anımızın ifadesiyle onları kimsecikler bilmez. “Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan mutlu kılıcı nimetleri hiçbir kimse bilmez.” (Secde/17)

Peygamber Efendimiz bir hadislerinde: “Cennet ehli, cennete girdiklerinde, bir ilgili (melek) şu açıklamayı yapar: Şüphe yok ki, siz cennette ebedî yaşayacak ve hiç ölmeyeceksiniz. Hastalanmayacak ve daima sıhhatte bulunacak, ihtiyarlamayacak, ebedi genç kalacaksınız. Sonsuz nimetlere mazhar olacak ve hiçbir zaman hüzün ve keder görmeyeceksiniz.” (R. Salihin Ter. 3/406)

Tahir Sağlam

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
Sonra biz, peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte biz böyleyiz. Müminleri kurtarmak üzerimize düşen bir görevdir.

( Yunus - 103)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Allah’a inandım de, sonra da dostoğru ol!

Müslim iman 62, tirmizi zühd 61


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com