Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Rağmen Sevgisi
Rağmen Sevgisi
28/08/2007


    Okul çıkışı arkadaşları birbirleriyle şakalaşarak evlerine doğru yöneldiler. Arkadaşlarının keyfi yerindeydi ama o derin düşüncelere dalmış bir türlü ayak uyduramıyordu. Ertesi gün yetişmesi gereken kompozisyonu düşünüyor,bu aklına geldikçe de neşesi kaçıyordu.Kompozisyon konusu onun en zayıf olduğu konuydu çünkü. Sevmek. Onun çok yabancı olduğu,hiç tatmadığı,yaşamadığı bir duyguyu nasıl geçirecekti kağıda? Ona kim yardım edebilirdi acaba? İşten gece yarısı gelen onun varlığından bile habersiz babası mı? Konkenden,gezmekten evin yolunu unutan annesi mi? Gece barlardan, eğlence merkezlerinden sabaha karşı dönen ablası mı? Hiç biri yardım edemezdi ona. Çünkü onlarda sevgiyi daha doğru bir deyimle sevmeyi bilmiyorlardı ki.İnsan bilmediği bir olguyu tarif edemezdi mutlaka.Selim kafasını kurcalayan bu düşünceler içerisinde evine gelmişti bile. Her zaman ki gibi evde kimseler yoktu.Üzerini değiştirip bir şeyler atıştırdıktan sonra aklına mahalle camisinin imamı geldi. Ne zaman başı sıkışsa hemen ona gidiyor dertleşiyor veya aklına takılan soruları soruyor, hayatı sorguluyorlardı beraber. Ona sorarak dersini yazabileceğini düşününce sabahtan beri asık olan yüzüne tebessüm konuvermişti. Hazırlanıp çıktı evden.Mustafa hocanın ona mutlaka yardım edeceğini biliyor olmanın verdiği rahatlıkla koşar adımlarla camiye gelmişti bile. Caminin içine girdiğinde cemaatin namazda olduğunu görünce sessiz bir şekilde arka tarafta bir yere oturup onları izlemeye başladı. Dört, beş sıra dizilmiş cemaat, hocanın okuduğu sureler, aynı anda rukuya varan, aynı anda secdeye varan bir sürü insan. Çok güzel bir manzaraydı bu. Arka sırada ufak bir çocuk çekti dikkatini.Oda büyükler gibi gayet ciddi bir şekilde ayak uydurarak kılıyordu namazını.Selim camiyi süzdü sonra tavanlardaki işlemeleri,ortadaki büyük avizeyi,mimberi,mihrabı,seccade desenli halıları,şekilli camları ve daha bir sürü özelliğiyle farklı bir havası vardı buranın.Her girdiğinde değişik bir huzur kaplıyordu içini. Tarifi imkansız,içini rahatlatan,ona huzur veren bir havaydı bu. O tüm bu düşünceler içindeyken namaz bitmiş cemaat sessizce dağılıyordu bile.

    En son Mustafa hoca çıkacaktı ki arka tarafa sinip kalmış Selimi görünce durakladı. Tebessüm ederek baktı delikanlıya. Göz göze geldiklerinde her ikisinin de yüzleri gülmüştü. Sessizliği Mustafa hoca bozdu;

    - Hoş geldin Selim.Nasılsın?

    - İyiyim hocam.Siz nasılsınız?

    - Allah’a şükür iyiyim. Gel istersen bahçeye çıkalım sana bir çay ısmarlayayım da öyle sohbet edelim ne dersin?

    - Tamam hocam. Siz bilirsiniz.

     Mustafa hoca önde, Selim mahcup bir şekilde arkada bahçedeki masaya oturmuşlardı bile. Güllerle donatılmış, hanımeli ile bezenmiş, mis gibi kokan, tertemiz şirin bir bahçeydi burası. Çay içilen bölümde büyük bir de kütüphanesi vardı bu çay bahçesinin.Mustafa hoca kendi imkanları ve gayretiyle oluşturmuştu bu bahçeyi.Bahçeyi o kazmış,rengarenk çiçekleri o dikmiş,kendi evindeki ve topladığı kitapları ciltlettirerek o oluşturmuştu bu güzellikleri. Selim tüm bunları bildiği için olsa gerek Mustafa hocaya çok fazla saygı duyuyor,onu her gördüğünde yüzü mahcubiyetten kızarıyordu.O hep başkaları için uğraşırken kendisinin hiç kimseye hayrı dokunmayan, kendi ihtiyaçlarını karşılamaktan bile aciz olması utandırıyordu onu.Gıpta ediyordu Mustafa hocaya.Onunla bir aradayken öyle güzel şeyler öğreniyordu ki.Sadece anlattıkları değil,yaptıklarıyla örnek olan bu insana özenmemek imkansızdı.Mahalleyi de çok değiştirmişti.İnsanlara güler yüzle anlatması,herkesin yardımına koşması,maddi manevi pek çok insanın ihtiyacını gidermeye çalışması tüm mahalleliyi memnun ediyor ellerinden gelen yardımı onlarda yapıyorlardı. Bir iyi insan, bir mahalleyi bu kadar değiştirirse, Mustafa hoca gibi birkaç iyi insan neler yapabilirdi kim bilir?Selim,Mustafa hocanın yüzünde ki aydınlığı,gözlerindeki o ışığı ve kalbinin güzelliğini o kadar çok takdir ediyordu ki,çevresindeki pek çok insandan daha fazla saygı duyuyordu ona.İçi boş elbiselere gösterilen hürmetin aksine, içi tamamen dolu elbise sahiplerine saygı duyulmalıydı. Anlattığı dini yaşayarak gösteren, örnek alınan, ilmiyle amel eden bir insana saygı duyulmazmıydı? Selim,Mustafa hocayla göz göze geldiklerinde hoca tebessüm ederek sordu;

    - Özlettin kendini Selim kardeş. Neler yapıyorsun bakalım? Uzun zamandır görüşemedik.

    - Evet hocam gerçektende birkaç haftadır görüşemedik... Dersler çok yoğun. Sizin verdiğiniz kitabı okudum ufak notlar tuttum oradan. Daha sonra getiririm. Bugün kafamda başka şeyler vardı tamamen unutmuşum.

    - Önemli değil Selim kardeş. Ben genelde neler yaptığını sordum.

     - Hocam, öğretmenimiz sevgi üzerine bir kompozisyon yazmamızı istedi.Bende yazacak bir şey bulamadım. Aklıma siz geldiniz. Bizim evde pek hayata geçmeyen bir kavram bu biliyorsunuz. Veya başka yerlerde bunu telafi etmeye çalışıyoruz desek daha doğru bir ifade olur.Babam işini seviyor,annem konken partilerini,ablam da barları.Tabi bunları sevmek öğretmenin önemle üzerinde durduğu verdiği sevgi kavramına giriyor mu bilmiyorum.

    Mustafa hoca müşfik bir edayla dinliyordu. Senelerdir aynı mahallede yaşadıkları halde Selimin babasını bir kere bile camide görememişti. Yolda karşılaşsalar bile selam vermeyecek kadar da kendini üstün gören bir insandı.Öğrenmeye istekli,hayatı sorgulayan bu delikanlının ailesi bir birinden o kadar kopuktu ki.Gözleri parlayan bu delikanlıyı çok seviyordu Mustafa hoca.Öğrenmek için çabalayan,ailesinin yaşantısını sorgulayan ve kendisine huzur verecek bir yaşantıyı arzulayan bu delikanlı ona çok şey öğretmişti aslında. Kimseyi ailesine bakarak değerlendirmemeyi, hiç ummadığı bir insanın bile içinde gizli kalan öğrenme arzusunun olabileceğini,bunu açığa çıkarmak için nasıl bir metod izlemesi gerektiğini hep ondan öğrenmişti.Her tanıştığı insanı bir kitap gibi okumayı seviyordu o.Her insandan alınacak dersler mutlaka vardır diye düşünüyordu çünkü. Sürekli kendi yaptığımız hatalardan ders alacak kadar uzun yaşayamıyordu ki insan. Başkalarının hatalarından da ders almalı, hayatını bu doğrultuda şekillendirmeliydi.

    Selim ve ailesi de ders aldığı kişilerin başında geliyordu. Meraklı gözlerle kendisini dinleyen Selime dönerek;

    - Beraber araştırırız Selim.Toplumdaki sevgi kavramından,olması gereken sevgiye kadar hepsini konuşuruz tamam mı?

    - Çok iyi olur hocam.Bu konunun benim için ayrı bir önemi var. Okuduğum zaman arkadaşlarımın da düşünmesine sebep olabilecek bir yazı yazmak istiyorum. Yüksek not alma endişesi değil benimki.

    - Anlıyorum Selim.Ben bu konuda bildiklerimi anlatayım sana. Sen içinden uygun olanları yazarsın olmaz mı?

    - Çok iyi olur hocam sizi dinliyorum.

    - Selim,sevgiyi anlatan o kadar çok yazı okudum ki sayısını ben bile unuttum. Her halde uygulayamadığımız fakat içimizde ukte olan bu duyguyu satırlara dökerek rahatlıyoruz.Toplum olarak belki de en cimri davrandığımız duygudur sevmek.Sevgimizi belli etmek,sevdiğimizi söylemek noktasında ve hissettirmek noktasında hep cimri davranmışızdır.İnsanlara kızgınlıklarımızı rahatça belli ediyoruz,öfkelerimizi şamar gibi suratlarına indiriyoruz. Onları yargılamada, insafsızca eleştirmede haddinden fazla cömertiz ama bu cömertliği sevgiye gelince hep frenliyoruz. Toplum olarak ağız birliği yapmışcasına dilimizin ucuna kadar gelen bu sözcüğü zoraki yutuyoruz.Sevmek ve sevdiğini söylemek oysa ne kadar güzel,ve o kadar doğal ki.Tıpkı sevildiğimizi karşımızdakinden duymak gibi.

    - Evet hocam ne kadar güzel anlatıyorsunuz. Size gelmekle çok iyi yapmışım.

    - Dur daha bitmedi. Bu konu üzerine cilt cilt kitaplar, yazılar yazılmıştır.. Sana Peygamber efendimizle ilgili bir olayda anlatayım. Resulün sevgi anlayışını da öğrenmiş oluruz.Peygamber efendimiz bir sahabiyle birlikte oturuyor.Sohbet halindelerken karşıdan başka bir sahabinin geçtiğini görüyorlar.Peygamber efendimizin yanındaki sahabi,karşıdan geçmekte olan kişiyi göstererek,

    - Ya Rasulallah. Ben bu arkadaşımı Allah için çok seviyorum.

    Rasulullah tebessüm ederek sorar;

    - Peki bunu ona söyledin mi?

    - Hayır ya Resulallah

     - Neden peki? Git ve bunu ona söyle der.Peygamber Efendimizin yanından kalkan sahabi uzaklaşan arkadaşını yakalayarak güleç bir şekilde konuşmaya başlar;

    - Ben seni Allah için çok seviyorum ey arkadaşım,

    Arkadaşı şaşırmıştır ama bu durum çok hoşuna gider ve oda tebessüm ederek karşılık verir;

    - Allah razı olsun arkadaşım. Bende seni Allah için çok seviyorum. Sarılarak ayrılırlar.

     Günler sonra Peygamber efendimiz o sahabiyle tekrar karşılaşır. Ama morali bozuk ve yüzü asılmış olup dalgın dalgın yürüyen sahabiye sorar;

    - Hayırdır kardeşim bu ne dalgınlık.

    - Ey Allahın Rasulü. Hani geçen gün sizinle konuşurken karşıdan geçerken kendisini çok sevdiğimi söylediğim arkadaşım var ya

    - Evet bende sana git bunu söyle demiştim.

    - İşte o arkadaşımın ölüm haberini aldım üzüntüm ondandır. Peygamber efendimiz sırtını sıvazlayarak karşılık verir,

    - Allahdan geldik ve yine o na döneceğiz. İyi ki onu çok sevdiğini söyledin.

     Evet selim kardeş şimdi bizde bir düşünelim. En son kime onu sevdiğimizi söyledik? Veya bunu hissettirdik? En son ne zaman sokakta gördüğümüz bir çocuğun sadece sevgimizi belli etmek için başını okşadık?Ne zaman tanımadığımız birine sırf Allah rızası için selam verip gülümsedik? En son ne zaman üst kattaki komşumuzun gürültüsünden rahatsız olsak da şikayetlenmedik? En son ne zaman alt kattaki komşumuzu düşünerek daha yavaş sessiz olup çevremizdekileri uyardık?

    En son ne zaman hasta olan birini kendimizi mecbur hissetmeden sadece Yaradan rızası için ziyaret ettik? İnsanların stres içinde olduğu şu günümüzde birbirine bağırmak için bahane ararken biz ne zaman öfkemizi yuttuk? Karşımızdakinin öfkesini anlayarak sakinleşmesini bekledik? En son ne zaman arabayla giderken bizi sollayan birine kızmayarak arkasından söylenmedik? Ona sakin bir şekilde ne zaman yol verdik. Ne zaman işveren işçisinin hatasını hoş görüp,görmezden geldi? Ne zaman karşımızdakini sırf insan olduğu için sevdik? Tanımasakta,işimize yaramasa da,çıkarımız olmasa da, karşılık vermeden sınırsız, hesapsız, sorgusuz bir şekilde sadece Allah ın yarattığı bir kul olduğu için onun değer verdiğinden dolayı bizde değer vererek sevdik? Ne zaman?

     Bu örnekler o kadar çok ki. Ama benim anlatmaya çalıştığım bu değil. Kavram kargaşasının diz boyu olduğu bu toplum,sevgi kavramını da yanlış anlamış ve yanlış anlatmıştır. Israrla üzerinde durulması gereken konuda bu olmalı bence. Her hareketimizi ve her davranışımızı belli kalıplara oturtan bizler sevgiye de bir kalıp uydurup oraya hapsetmişiz. Öyle ki bu kalıptan taşmaya çalıştıkça budayarak yok olmaya mahkum etmişiz. Aslında nedir sevmek?

    Sınırsız, hesapsız, yorumsuz, çıkarsız, kalıpsız ve en önemlisi de karşılıksız..

     Selim can kulağıyla dinliyor, Mustafa hocanın ağzından çıkacak her kelimeyi özenle yerleştiriyordu hafızasına. Mustafa hoca soğumaya başlayan çayından bir yudum alıp konuşmasına devam etti;

    - Biz sevgimizi bir takım şartlara bağlamışız. Zorunluluklar çerçevesinde sevmişiz. Hep bir çıkar ve beklentimiz var sevdiklerimizden. Direktifler vermişiz onu sevmek için, buna çok hakkımız varmış gibi. Kimi zaman zoraki bir sevgi çeşidi olan ÇÜNKÜ SEVGİSİYLE sevmişiz karşımızdakini. Mecburi yaşanan bir olgudur ki, örnekleri çokça mevcuttur.

    ‘Seni seviyorum çünkü benim çocuğumsun’

    ‘Seni seviyorum,çünkü benim istediğim gibi davranıyor ve giyiniyorsun’

    ‘Sizi seviyorum çünkü benim her istediğimi alıyorsunuz’

    Sizi seviyorum benim komşularımsınız,akrabalarımsınız vesaire.

    Birde şartlı sevgi çeşidi yaygındır bizde.Buda EĞER SEVGİSİDİR.

    ‘Eğer benim istediğim gibi davranırsan seni çok severim’

    ‘Eğer karnende kırık olmazsa seni çok severiz’

    ‘Eğer takdir getirirsen seni çok severim’

    ‘Eğer her şey farklı olsaydı seni sevebilirdim gibi.

    Aslında olması gereken bir sevgi türü de RAĞMEN SEVGİSİDİR

    ‘Sen benim istediğim gibi davranmasan da ben seni seviyorum’

    ‘Oğlum sen takdir getirmesen de biz seni çok seviyoruz’

    ‘Babam sürekli hatalarımı yüzüme vursa da yine de her şeye rağmen onu çok seviyorum’ şeklinde örnekleri çoğaltabiliriz.

     Her şeye rağmen sevebilmek gerçek sevgi oluyor yani. Diğerleri sevgi maskesiyle dolaşan şartnameler sadece. Dayatmalı ve şartlara bağlı olan bir duygu sevgi olamaz Mustafa hoca iyice soğuyan çayından son bir yudum daha alıp, parlayan gözleriyle Selime bakarak atıldı söze;

    - Bu arada Selim ben seni Allah için çok ama çok seviyorum.

    Selim şaşırmıştı. Ama bu sözler o kadar çok hoşuna gitmişti ki oda yürekten kalbinde hissederek sevgi hanesinin en başında olan bu örnek insana hitaben karşılık verdi;

    - Mustafa hoca bende seni Allah için çok seviyorum. İnşallah Rabbim de bizleri sever.

    - İnşallah Selim kardeş inşallah....


Mükerrem BULUT




 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
“ Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun”

( Tevbe - 119)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi kişinin iyi

Müslüman oluşundandır.

Tirmizi zühd 11, ibn mace fiten 12


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com