Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Kurbağa Prenses
Kurbağa Prenses
28/08/2007


    Ayşelerin sınıfı o gün yine bir âlemdi. Biraz önce tabiat dersine başlamışlardı. Dersin konusu kurbağa idi. Öğretmen, sınıfa deney için bir kurbağa getirmişti.

    Öğrenciler, labaratuvar masası çevresinde toplanmışlar, öğretmenlerinin ders ve deneyle ilgili açıklamalarını dinliyorlardı. Bayan öğretmen, birara şöyle dedi:

    – Kurbağaların dilleri avlarını yakalamak için hızla, mancınığa benzer bir görünümde, ileri fırlar, avını yakalayışı kolayca izlenemez.. Ağızları kocaman, gözleri de petlek petlektir.

    Öğretmenlerinin bu sözleri üzerine öğrencilerin bakışları birden Ayşe’nin üzerine çevrilmiş ve aralarında bir fıkırtı, kaynaşma oluvermişti. Kendisini tutamayanlar, kahkaha ile gülenler bile vardı.

    Bayan öğretmen, bu duruma kızmıştı. Kaşlarını çatarak gülüşenlere baktı, sonra da azarlayıp şöyle dedi:

    – Nerede olduğunuzu unuttunuz sanırım!.. Yerinizde olsam gülmez, davranışınızdan utanç duyardım. Gülmenizin nedenini çok iyi biliyorum. Oysa ben, siz tembel ve haylazların durumuna gülemiyorum. Kendisiyle alay ettiğiniz arkadaşınız sizden çok daha terbiyeli ve de çalışkandır... Güzellik denilen sıfat, sadece yüzde değil özde de bulunmalıdır!..

    Gülüşenler, şimdi suspus olup başlarını önlerine eğmişlerdi. Ayşe ise, gözyaşlarını güçlükle tutmağa çalışıyordu. Minnet duygusuyla dopdolu olarak öğretmenine baktı. Ona karşı yüreğinde sevgiler dolup taşıyordu.

    Kendisini hedef alarak gülüşenleri nasıl da susturmuştu sevgili öğretmeni...

    Yaratan, insanı çeşit çeşit görünümde yaratmış, her birini ayrı bir renk özüyle mayalamıştı. O, kimsenin görünüşüne, rengine, boyasına bakmaz, ayırım yapmazdı. Yüce yaratan’ın katında, insanların birbirine üstünlüğü, kendinden en çok korkan ve ahlâkça daha üstün yetenekle olmalarındaydı.

    Oysa Ayşe, arkadaşlarının çoğunda olmayan birçok ahlâklı yeteneğin yanısıra, görünüşçe de güzel sayılırdı. İri, çekici gözleri vardı Ayşe’nin.. Nevarki bunların dışa doğru biraz fırlamış görünümü yüzünden, kendini bilmez kızlardan bazısı ona “Kurbağa gözlü kız’” adını takmışlardı. İşte, öğretmenlerinin kurbağa’dan söz ederken "Petlek gözlü" demesiyle gülüşmeler bu yüzden olmuştu.

    Dersten sonra Ayşe’ye takılan olmadı. Nevarki, diğer kızlar, okul bahçesinde koşup oynarlarken, Ayşe, bir kıyıda sessizce kalıvermişti.

    Ayşe’yi okulda en çok hırpalayan kızlardan birisi de Ayhan’dı. Ayhan, zengin bir ailenin tek bir şımarık kızıydı. “Okulda öğretmenler bile ondan bezmişlerdi. Ayhan, gördüğü yerde Ayşe’nin yolunu keser; ona takılır, itelerdi. Bu yüzden Ayşe onu sevmemiş, sevememişti. Ayşe’ye ilk önce “kurbağa kız’” adını takan da Ayhan’dı.

    Nevarki, Ayşe ne okulda ne de evlerinde ondan söz eder, yakınırdı. O gün de öyle oldu. Ne Ayhan’dan ne de okulda olanlardan söz etti. Fakat yatağında, olanları düşünmeden edemedi. Okulunu, bu bilgi ocağını seviyordu. Ona okulunu sevdiren öğretmeniydi. Öğretmeni öylesine sevimli, öylesine candı ki!.. Bu yüzden, öz annesine karşı duyduğu sevgiyi ona karşı da duyuyordu Ayşe!..

    Böyle düşünmek Ayşe’yi biraz rahatlatmıştı. Ah ne olurdu!.. Okul arkadaşları da onu birazcık olsun sevebilselerdi. Pek çok isterdi bunu Ayşe... O zaman, onlarla birlikte ders çalışır, bahçede hep birlikte oyun oynarlardı. Çekişmek, didişmekten ne yarar vardı sanki?!...

    Bu düşüncenin verdiği duyguyla Ayşe, avuçlarını açarak yüce yaratan’a şöyle yakardı :

    – Ne olursun Allah’ım!.. Bana yılgınlık verme!.. Varsın beni herkes hor görsün, yeter ki sen hor görme!..

    Aynı gece, Ayhanların evinde, ibretli bir sahne daha yaşanıyordu: Ayhan, o akşam yine sofrada tıkabasa yemek yemiş, sonra da dersini çalışmadan yatağına girmişti. Bütün gece korkulu rüyalar gördü durdu:

    Bir gölün kıyısında yaşayan çirkin mi çirkin, petlek gözlü bir kurbağa olmuş, dili bir karış uzadığı halde, göl kıyısında böcek avlanıyordu. Birden, nereden çıktığı bilinmeyen bir yılanın üzerine saldırdığını gördü. Yılan, faraş gibi açtığı ağzıyla, onu neredeyse yutacaktı. İşte tam bu sırada, iri yapılı bir kuş gökten dalış yapmış ve onu kendine doğru çekerek kanatları üstüne almış ve tekrar havalanıvermişti.

    İri kuş, bir süre onu gökte uçurduktan sonra yeniden alçalarak gölün kıyısına bırakmış, sonra da yamacında durmuştu. Nevarki, bu kez, kuşta bir başkalaşım olmuş; kurbağaya dönüşüvermişti.

    Ayhan’ın yüreği bir kelebek gibi çırpınıyordu. Kuştaki başkalaşımı büyük bir şaşkınlık içerisinde izledi. Şimdi karşısında kendisi gibi kurbağa türüne dönüşmüş bir yaratık duruyordu. Dikkatle bu kurbağanın yüzüne bakan Ayhan, birden bu yüzü tanıyıvermişti. Bir anda insan yüzüne dönüşüvermişti; kurbağanın yüzü, güzel mi güzeldi de... Okuldaki Ayşe’nin benzeriydi bu yüz... Ayhan kendi kendine: “Petlek gözlü sandığımız Ayşe de oldukça güzel kız’mış” diye söylendi. Daha sonra da Ayşe de bulunan güzel yetenekleri hatırlayıvermişti: Ayşe’nin güzel huyluluğunu şimdiye kadar sezemediğine hayıflandı Ayhan... “Yaptığımız kötülüklere karşılık verdiğini de görmedim, bir kez olsun bizi öğretmene şikâyet etmedi” diye aklından geçiren Ayhan, kurtarıcısına dönerek sıkılgan bir görünümle sordu:

    – Siz kimsiniz?!.

    Yamacında duran kurbağa gülümseyerek karşılık verdi:

    – Meraklanmayın, anlatacağım!.. Ben Kurbağalar ülkesi prenseslerindenim. Bütün göller ve durgun sular ülkemizin birer parçasıdırlar. Seni tanır gibiyim; daha önce bir yerde görmüş olacağım. Nedîmelerimden birisi olmayı ister misin?!.

    Ayhan, Kurbağa prensese “Evet isterim” diye karşılık vermek istemesine rağmen, cevap veremedi. Nevarki düşünmekten de kendisini alamadı: “Ne kadar iyi bir koruyucu!.. Beni yılanın elinden kurtardığı yetmiyormuş gibi, nedîmesi yapmak istiyor. Nedir acaba bunun sebebi?!”

    Ayhan, sevgi dolu bir duygu içerisinde Kurbağa Prensese baktı. Prenses kendisini gülümseyerek seyrediyordu. Ayhan onun teklifine “Kabul” anlamında başını sallarken, Prenses dudaklarından eksilmeyen gülücüğüyle “Gölkent’e” doğru yönelmişti. Ayhan da onu izledi.

    İşte tam bu sırada Ayhan uyanıverdi. Yüreği büyük bir heyecanla çarpıyor, vücudu gördüğü korkunç rüyanın etkisiyle titriyordu. Kendisini yutmak üzere ağzını açmış bulunan yılanın dehşetli görüntüsü hâlâ gözlerinin önündeydi.

    Ne tuhaf bir rüyaydı bu!.. Kendini bir göl kıyısında kurbağa olarak buluvermişti. Onu yılanın ağzından kurtaran iri kuşu, sonra da bir kurbağa biçimine dönüşünü hâlâ görür gibi oluyor; Kurbağa Prensesin sesi hâlâ kulaklarında çınlıyordu. Prensesin ne kadar da sevimli bir yüzü ve güzel gözleri vardı.

    Ayhan’ın yüreğini şimdi bir başkalık sarmıştı, içindeki katılık kaybolmuş, yerini bir yumuşama, incelik alıvermişti. Ayrıca, yüreğinde bir eziklik duyuyor, Ayşe’ye karşı kötü davranışları aklına geliyor, büyük bir pişmanlık duygusunun benliğini sardığını seziyordu.

    Şimdiye kadar yaptığı kötülük ve yaramazlıklardan kazancı ne olmuştu?!.. “İyi huydan yoksun olmak meğer ne kötü şeymiş” diye düşündü Ayhan... Birden, Ayşe gözünde dağlar kadar büyümüş, yücelivermişti. Onun gibi olmayı ah ne kadar isterdi!.. Çok temiz yürekli, üstelik çalışkan bir kız’dı Ayşe!.. Oysa, kendisine kötü huylarından başka, tembel oluşu da pek çok zarar vermişti. Sonra!.. Ayşe, öyle sevilmeyecek kadar çirkin de değildi, üstelik sevimli sayılabilirdi. "Petlek dediğim gözler meğer ne kadar güzel, şirinmiş” diye de düşündü Ayhan!...

    Ayhan, gördüğü rüya ile yaşamı arasında da bir ilişki sezmişti. Rüyadaki kuşun iyiliğini Kurbağa Prensesin konukseverliğini kendi durumuyla karşılaştıran Ayhan, utanç duymaktan kendisini alamadı.

    O gün okulda Ayhan’ı sessiz ve durgun görenler, bu durumu yadırgamışlar; bir anlam verememişlerdi. Öğretmenleri bile bu değişikliği sezmiş olacak ki, merakını yenemeyip onu sorguya çekti.

    Ayhan önce bir şey söylemek istemedi, daha sonra, pişmanlık duygusuyla, gördüğü rüyayı öğretmenine anlattı. Öğretmeni onu ilgiyle dinlemişti. Yüzünde gülücükler uçuşurken, Ayhan’a şunları dedi:

    – Sanırım çok güzel bir rüya bu!.. Alınacak ders ve ibretler var!.. Anlatılmak istenen öyle şeyler vardır ki, çok kez bunların sözle anlatımı çok güçtür. Oysa, bir bakış, bir hareket anlatılmak istenen şeylerin sözcüsü oluverir. Sen işte bunu anlamışsın, daha söze ne gerek!... Davranışların anlatımı, iyi ve güzel olursa, konuşulan sözler kadar, belki de daha etkili olabilir. “Bir tek müsibet, bin türlü nasihattan yeğdir" diye çok güzel bir atasözümüz var. Rüyanda uğradığın yılanın saldırısı, seni kurtaran kuş ve Kurbağa prenses” den sana mesajlar var; bundan yararlanmağa bak!.. Hastalık çekmeyen, sağlığın değerini bilemez ki!..

    Ayhan kısa bir süre düşündü: Öğretmeni çok haklıydı. O insanlık ne demektir yeni öğreniyordu. Şimdiye kadar içinde çöreklenen bencillik tohumları filizlenerek, hem kendine hem de çevresine olmadık zarar ve kötülükleri yapmıştı. Şimdi işte kocaman bir hiç olduğunu, kuru bir yaprağın dalında sallandığı gibi kımıldandığını anlıyordu.

    Zaman rüzgâr gibiydi. Eser, durmadan savururdu. Nevarki, zamanı değerlendirmesini bilenler ondan yararlanır, sert ve hırçın rüzgârlar, yerini bereket yağmurlarına bırakırdı. Bu yüzden o da bundan sonra, zamanı iyi değerlendirmeli, Ayşe gibi çalışkan ve olgun bir kız olmağa bakmalıydı.

    O günden sonra Ayhan, iyi huylu ve çalışkan bir kız olarak, Ayşe ile candan yakınlık ilişkisi kurdu; rüyasında gördüğü iyilik sever kuşu ve Kurbağa Prensesi de ömrü boyu unutmadı.



 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
Sonra biz, peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte biz böyleyiz. Müminleri kurtarmak üzerimize düşen bir görevdir.

( Yunus - 103)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.

İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com