Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Paçalının Özlemi
Paçalının Özlemi
28/08/2007


    Sevgili Çocuklar!..

    İlkbahar mevsimi, tabiatın ekranına bir başka güzellik, anlamlı bir görüntü ve mutluluk tablosu biçiminde yansır. Bağrında hayat fışkıran kara toprağın üzerini örten yeşil örtüde, türlü desenlerle oluşan göz alıcı renk cümbüşü sergilenir. Renk renk açmış çiçekler üzerinde uçuşan, oynaşan kelebeklerin, daldan dala gezinip cıvıldaşan kuşların seyrine doyum olmaz. Bir kelebek yakalayıp incelediniz mi bilmiyorum. İnceleyenleriniz olmuşsa, karşılaştıkları renk karışımından, büyülenivermiştir sanırım. Hangi yetenekli ressamın tuvalinde bulunur bu renk cümbüşü; hangi desinatörün çizgilerinde rastlanır bu uyuma?!. Hangi müzik notası seslendirebilir bu görüntüyü ve hangi yetenekli yazarın kalemi işleyebilir bu konuyu?!.

    Hiçbir insan aklının çözemeyeceği bir problem, yüce yaratan'ın izniyle kelebeğin kanatlarında çözümlenivermiş... Bu renk uyumundan tavuskuşu, papağanı, kanaryası, muhabbet kuşları ve daha nice canlılar, renklenip biçimlenerek nasiplerini almış; birbirlerini kıskandıran güzelliklerle tabiat ekranında sergilenmişler... Yılanın kendine özgü ürpertici soğukluğu, Pars'ın yırtıcılığı, daha nice canlının gözalıcı renk ahengi yanında etkinliklerini yitirir dersem, abartmış mı olurum çocuklar!.. Oysa, bu soğuk ve korkunç canlılar, güçlü ve yırtıcı oluşlarından çok, etkili bakışları ve derilerinin göz alıcı renkleriyle avlarını büyüleyip yakaladıkları da bir gerçektir.

    Sevgili çocuklar!.. bu açıklamalarımdan sonra size, tabiat ekranının, bir küçük sihirbazını tanıtmak istiyorum: Bu yaratık, hepinizin çok iyi tanıdığı güvercindir. ''Güvercinlerin sihirbazlığı da nerelerinde'' diyeceksiniz. Gerçi bu canlıların renk ve biçimlerinde insanları büyüleyecek ne sihir ne de çekicilik vardır. Ne var ki, bu kuşlar, öylesine güzel ve hoş biçimde uçarlar ki, onları izleyenler, hayranlık duymadan edemezler. Bu kuşlar gökyüzünde saatlerce uçtukları halde, yorulmak nedir bilmezler; çeşitli oyun ve gösterilerle izleyicilerini kendilerine hayran bırakırlar. Bunlara, gökyüzü'nün kanatlı akrobatlarıdır dense yeridir.

***


    Sevgili çocuklar!.. İzninizle bu kez size güvercin denilen bu sevimli canlıyla ilgili bir hikâye sunacağım:

    O gün, kanatlı akrobatlar'ın gösterisi vardı yine... Geniş alan, güvercin uçuşlarını izleyecek meraklılarla dolmuştu. Alanda yapılacak olan, güvercinlerin uçuş gösterisi ve gökyüzünde fazla kalabilme yarışmasıydı.

    Yarışmanın başlama saati yaklaştıkca, yarışmayı seyredecek olanların heyecanı da artıyordu. Yarışmaya çok eski iki rakip güvercinin yanısıra, birde Adana'dan getirilen yabancı bir güvercin katılacaktı. Yarışmayı kazanacak güvercin sâhibine para ödülünün yanısıra, yarışmayı kaybedecek güvercinler de ödül olarak verilecekti.

    Adanalı yarışmacı'nın uçuracağı ''Paçalı'' adlı beyaza güvercinin, çok güçlü ve hünerli olduğu söyleniyordu.

    Yarışmadan önce hakem tarafından yarışmanın kuralları yeniden açıklandı: Yarışmada tek derece birincilikti; İkinci gelen bile yenik sayılacak ve sahip değiştirecekti.

    Yarışma başlar başlamaz iki yerli güvercin, büyük bir hızla gökyüzüne doğru fırlarken, Adanalı Paçalı, isteksiz çırpınışlarla alçaklarda uçmaya başlamıştı. Yerli yarışmacılar, Paçalı'ya nisbet yaparcasına, yükseklerde, güzel çırpınışlarla taklalar atarak uçuşlarını sürdürüyorlardı.

    Yarışmayı izleyenlerin çoğunluğu peşin hükümlü olacaklar ki, aralarında: ''Adanalı'da iş yok; soyu karga mı nedir?!. Bu gidişle sondan birinci gelir.'' diye yorum yapıyorlardı. Durum böyle giderse, konuşmalarından haklı da çıkacaklardı.

    Fakat o ne?!. Adanalı Paçalı birden yükselmeye başlamış; yerli rakiplerinin daha üstüne çıkarak, güzel hareketlerle taklalar atmaya başlamıştı. Biraz önce, Paçalıyla alay eden seyircilerin, ağızları hayretle açılmış; onu beğeniyle izler olmuşlardı. Şimdi gökyüzünde üç yarışmacı güvercinin birbirinden güzel uçuş ve gösteri becerileri sergileniyordu.

    Yarış başlayalı bir saat kadar olmuştu ki, yorulan yerli güvercinlerden birisi yarışmayı bırakıp yere inmişti. Ardından da hiç beklenilmeyen bir anda, Adanalı Paçalı'nın yere indiği görüldü. Bu durumda, gökyüzünde gösterilerini sürdüren yerli güvercinlerden birisi, yarışmayı kazanmış oluyordu.

    Adanalı Paçalı yarışmada ikinci gelmişti ama, yarışmanın kuralı gereği o da yenik sayılmış ve sâhip değiştirerek Başkent'te kalmıştı. Paçalı, hasta ve dertliydi. Ölmezse eğer hastalığı bir gün geçerdi. Nevar ki yüreğini yakan sıla hasretinden kurtulmasına imkân yoktu.

    Adanalı Paçalı'ya kafesinde iyi bakıyorlardı. Yemliğine konulan yem, oldukça cömertti. Nevar ki onun yemede içmede gözü yoktu. Gözünde ve gönlünde sıla hasreti burcu burcu tütüyor; bir solukta uçup gitmek, Toroslar'ı aşarak, Çukurova'daki yuvasına kavuşmak; ya da hemen ölmek istiyordu. Buna rağmen Paçalı, ne yuvasına dönebilmiş ne de kederinden ölmüştü. Üç ay kadar sonra, hastalığı iyileşince onu kafesinden çıkarıp kısa uçuşlar yapmasına izin verdiler.

    Günler geçtikçe havaya yükselmeye, kanat çırparak taklalar atmaya başlamıştı. Adanalı Paçalı bugün, kendini biraz daha iyi hissediyordu. İçindeki sıla hasretiyse dayanılır gibi değildi. Kafesinin önünde bir süre gezinen Paçalı, birden havalanmış boşlukta taklalar atmaya başlamıştı. Arada bir yükseliyor, sonra süzülerek aşağı iniyordu. Onu izleyen sâhibi, biraz sonra onun yorularak kafesine döneceğini umuyordu. Fakat öyle olmadı. Paçalı yere inmek istercesine süzülerek sahibine yaklaşmış; sonra da adeta vedâ edercesine çevresinde birkaç kez tur atmış; ardından gökyüzüne yükselip, güney yönünde kanat çırparak gözden kaybolmuştu.

    Sahibi onun dönüşünü uzun süre bekledi durdu. Adanalı Paçalı'ysa, çoktan güneye yönelip Toroslar'ın yolunu tutmuştu. Durup dinlenmeden yolalıyor; ancak kısa bir an su başlarında konaklayıp, susuzluğunu giderdikten sonra uçuş yolculuğunu yeniden sürdürüyordu. Paçalı, akşama doğru Toroslar'ı aşarken, artık hayli yorgundu. Fakat, biran önce yuvasına kavuşma isteği onu dürtüklüyor; uçuyor uçuyordu.

    Paçalı, Çukurova'daydı artık... Ertesi günü Paçalı'yı yuvasında görenler, şaşkınlığa uğramışlardı: Paçalı, nasıl olmuşda yüzlerce kilometrelik yolu aşabilmişti?! Onu, böylesine bir başarıya ulaştıran etken ne olabilirdi. Bu sorunun cevabını vermek pek kolay olmasa gerekti: Oysa O'nu buraya çeken güç, dayanılmaz sıla hasreti, yuvasına, yavrularına kavuşma duygusuydu. İşte bu dayanılmaz yuva hasreti, olamaz denileni gerçekleştirmiş ve Paçalı yuvasına dönmüştü.

    Adanalı eski sâhibi, bu olaydan pek çok duygulanmıştı. Nevar ki, o'nun bu vefakâr kuşa sâhip çıkmaya hiç hakkı yoktu. Bu yüzden, Paçalı'nın Ankara'daki sahibine mektup yazıp göndererek şöyle dedi.

    – Nasıl olup da gerçekleştirdiğini bilemiyorum; kuşunuz Paçalı, Adana'ya eski yuvasına döndü. Onu size ilk fırsatta geri göndereceğim. Bu vesileyle size selam ve saygılarımı sunarım!..

    Bu mektubuna, Başkent'ten gecikmeden şöyle cevap geldi:

    – Saygıdeğer yarışmacı arkadaşım!.. Gönderdiğiniz mektup beni son derece duygulandırdı. Paçalı'nın eski yuvasına dönüşüne ben de çok hayret ettim.

    Bu olaya, yüce yaratan'ın nice hikmetlerinden birisidir diyorum. Sakın ha!.. Paçalı'yı geri göndermeye kalkmayın. Onun gerçek rahatsızlığını şimdi anlıyorum; sıla hasreti çekiyormuş meğer!.. Siz yapılması gerekeni yaptınız; Onun Adana'ya dönüşünü bildirdiniz. Nevar ki ben, bu vefakâr kuşu geri alıp onu asıl yuvasından ayıramam!.. Eğer benimle Hak'ca ödeşmek isterseniz ki, bunda hiç kuşkum yok... Paçalı'nın yumurtasından göndermeniz yeterlidir!.. Bu vesileyle bende selâm ve saygılarımı sunarım.

    Adanalı kuşcu, bu cevaptan pek çok duygulanmıştı. Zaman geçirmeden, Paçalı'nın yumurtalarından bir çiftini Başkent'teki yarışmacıya gönderdi. Kuluçkaya konulan bu yumurtalardan Paçalı'nın benzeri bir çift güvercin yavruları çıktı. Adana'daki Paçalı ise eşi ve yavrularıyla mutlu yaşantılarını sürdürdüler.

***


    Sevgili çocuklar!.. Güvercin denilen bu yetenekli kuşların yuvalarına ne denli bağlı olduklarını, Paçalı'nın hikâyesinden anlamış bulunuyorsunuz; Bu yuvalarına olan düşkünlük ve yavrularına karşı olan şefkat duygusu hemen hemen bütün canlılarda vardır.

    Bir küçük kuş bile böylesine yuva hasreti ve şefkat duygusuyla yaşarken, yüce yaratan'ın akıl cevheriyle donatarak, yaratıkların şereflisi payesini verdiği insanların, duygusuz ve sorumsuz yaşamaları onlara yaraşır mı?!. Elbet de yaraşmaz.

    Bir ülke insanlarını yücelten değerlerin başında, bireylerin sorumluluk duygusu gelir: âilesi, topluma, hele hele, yüce yaratan'a karşı olan sorumluluklarını düşünerek, görevlerini yerine getiren insanların geleceklerinden kaygı duymaları gerekmez.




 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
ALLAH'IM! Borcun galebe çalmasından, düşmanın galebesinden, düşmanın başımıza gelene gülmesinden sana sığınırım.



( Hadis-i Şerif - 0)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle
düzeltsin; buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin;
buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun, bu da
imanın en zayıf derecesidir

Müslim iman 78; ebu davud salat 248


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com