Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Çoban Mustafa
Çoban Mustafa
28/08/2007


    Mustafa, ilkokulu bu yıl başarı ile bitirmiş zeki ve gayretli bir çocuktu. Babası köyün çobanı idi. Dürüst ve işinin ehli bir çoban olduğundan köylüler her yıl onu tutarlardı. Mustafa’nın yaşında iken kendisi gibi çoban olan babasının yanında sürü peşinde dolaşmaya başlamıştı. Yaz-kış, yağmur-çamur demeden o kalabalık sürüyü güder, severek yaptığı işinden büyük bir zevk alırdı.

    Mustafa da tatillerde babasının yanında bulunup ona yardımcı olduğundan alışık olduğu bu işi seviyordu. Ama o okuyacaktı. Babası da onun okumasından yanaydı.

    Mustafa sürüyü oluşturan hayvanları o kadar seviyor ve o kadar yakınlık duyuyordu ki adeta onların dilinden anlar gibiydi. Onlarla neşelenir, dertleriyle dertlenirdi. Bu sebeple büyüyünce veteriner olmak istiyordu.

    Mustafa’nın babası, sabahları gün doğmadan kalkıp sürüyü toplamaya başlardı. Gün doğarken otlağa varır, sürüyü yayar, kendisi de bir an onları gözü önünden ayırmadan bir ağaç gölgesinde, sopasına dayanarak ya bir türkü mırıldanır, ya da kaval çalardı. Civar köylere güzel kaval çalışıyla nam salmıştı. Kavalıyla rüzgârın uğultusuna, derenin şırıltısına, kuşların cıvıltısına eşlik ederdi. Mustafa’ya da kaval çalmasını öğretmişti. Bazan kavalını ona verir, o çalarken zevkle dinlerdi.

    Sürünün bütün koyun ve keçilerini tek tek tanıyan, her meleme sesinden bir anlam çıkaran, herbirini seven, acıyan, koruyan çoban onlarla ilgili bütün incelikleri işinin gereği olarak çok iyi bilir, bildiklerini Mustafa’ya da öğretirdi.

    Mustafa da çobanlığın bir sabır işi olduğunu kavramıştı. Babası ona bütün peygamberlerin gençliklerinde çobanlık yaptıklarını, böylece topluluk yönetmenin en esaslı gereği olan sabra alıştıklarını söylemişti. O Mustafa’ya otları ve çeşitli bitkileri de tanıtıyor, herbirinin ne gibi şifa verici özelliğe sahip olduğunu anlatıyordu.

    Mustafa her yıl iple çektiği ilkbaharın gelişini büyük bir sevinç ve coşkuyla karşılardı. Zümrüt gibi çayırları, kırların süsü olan gelincik ve papatyaları, çiçekten çiçeğe konan kelebekleri, arı ve böcekleri, cıvıldaşan kuşları, kısacası tabiatı çok seviyordu. En çok sevdiği şey ise kuzuların hoplayıp zıplamaları, meleşip oynaşmalalarıydı. Hele içlerinde biri vardı ki onu kendisine alıştırmıştı. Mustafa’yı bir gölge gibi takip eder, ondan hiç ayrılmazdı.

    O yıl da kışı geride bırakmışlar, bahara kavuşmanın sevincini yaşıyorlardı. Dağlarda kar erimiş, derelerin suları kabarmış, çağıl çağıl akmaya başlamıştı. Bir ara taşkın sular köyün biricik köprüsünü tahrip etmiş, köprü üzerinde bir kuzunun geçeceği büyüklükte delik açılmıştı.

    Bir akşam üzeriydi. Sürü otlaktan köye dönüyordu. Güneş henüz batmış, yıldızlar tek tük göz kırpmaya başlamışlardı. Her akşam Mustafa’nın gönlüne bir hüzün çökerdi.

    Mustafa çok sevdiği kuzuyu yanından ayırmıyordu. Babası ve sürünün köpeği Karabaş sürüyü arkadan takip ediyorlardı. Köprüye gelmişlerdi. Çok dikkatli olmaları gerekiyordu. O büyük deliğe yaklaştıklarında Mustafa kuzuyu kucağına aldı. Nasıl olduğunu anlamadan minik kuzu kucağından fırladığı gibi o delikten suya düştü, derenin hızla akan sularına kapıldı ve bir anda gözden kayboldu.

    Mustafa, çok sevdiği ve gözü gibi sakındığı kuzusunun bu hazin akıbetini görünce beyninden vurulmuşa döndü. Bir an dahi tereddüt etmeden kuzusunun arkasından onun gittiği yöne doğru suya atladı. Babası uzaktan olup biteni görmüştü. Bağırıp çağırdı ise de nafile. Çaresizlikle Mustafa’nın suya kapılıp gittiği yöne bakıyor, dövünüp ağlıyordu, o günden sonra Mustafa’yı bir daha gören olmadı.

    Babası “Mustafa’nın bir mezarı bile yok” diyerek derin bir yasa gömülmüştü. çok sonraları suıar çekilip derenin akışı normale dönünce civar köylüler dere yatağında çamura batmış bir çocuk cesedi bulup getirdiler. Bu Mustafa’ydı. Onu çok sevdiği otlağa bakan bir söğüdün dibine gömdüler.

    Sevgili çocuklar ! Tabiatı, kırı, baharı ve kuzuları sevmek çok güzel ama dönmeyecek olanın peşinde tehlikeye atılmadan önce bir an düşünmeden karar vermeyin. Sonra Mustafa’nın hazin akıbetine uğrayabilirsiniz.




 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
ALLAH'IM! Şükrün büyüğünü . zikrin çoğunu nasihatın tabi olanını, vasiyetin korunanını bana ver.
Hadis-i Şerif


( - 0)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.

Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com