Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Ömer’in Pişmanlığı
Ömer’in Pişmanlığı
28/08/2007


    Nasıl yaptım o hatayı hala anlayamıyorum! Aradan üç yıl geçmesine rağmen aklıma geldikçe yüzüm kızarıyor, utanıyorum.

    İlkokul yıllarıydı. Otuz öğrencili bir sınıfımız vardı. Arkadaşlarımla çok iyi anlaşıyor, birbirimizi çok seviyorduk. Özellikle birkaçıyla okuldan sonra da beraber oluyor, oyunlar oynuyorduk. Aramızdan su sızmıyordu.

    Bir gün önümdeki sırada oturan arkadaşım Orhan sevinçli bir şekilde:

    – Arkadaşlar size bir şey söyleyeceğim, dedi.

    Hepimiz yanına toplandık, ne söylediğini merakla bekliyorduk.

    – Ne söyleyeceksin Orhan?

    – Arkadaşlar, babam bana ne aldı biliyor musunuz?

    – Nasıl bilelim ne aldığını?

    – Küçük bir cep televizyonu.

    Cep televizyonu pek bulunmadığı için bize çok önemli bir şey gibi gelmişti. Bu yüzden üst üste sorular geldi:

    – Nerede, hani göstersene?

    – Evde, okula getirmeme izin vermediler.

    – Getirsen, biz de izlerdik. Neden izin vermiyorlar?

    – Bilmiyorum ki!

    – Belki bozarlar diye vermezler.

    – Neden bozulsun, ders aralarında izlerdik.

    – Arkadaşlar, isterseniz gizlice yarın getirebilirim.

    – Çok iyi olur Orhan biz izleriz. Akşam geri götürürsün, kimsenin haberi olmaz.

    Orhan televizyonu getireceği için çok sevinmiştik. 0 gün akşamı zor ettim. Ertesi gün erkenden okula gittim. Benim okula vardığımda daha Orhan gelmemişti. Ders başlamadan az önce geldi. Hemen Orhan’a sordum:

    – Televizyonu getirdin mi?

    – Getirdim.

    – Ne zaman göstereceksin?

    – Teneffüste gösteririm, şimdi ders başlayacak.

    – Tamam Orhan.

    Ders sonunda bütün arkadaşlar Orhan’ın başında toplandık. Sabırsızlıkla bekliyorduk, cep televizyonu daha hiç görmemiştik, acaba nasıl bir şeydi?

    – Haydi Orhan göstersene.

    – Tamam, sabredin biraz, göstereceğim.

    Konuşurken Orhan televizyonu çantasından çıkarttı. Küçücük bir şeydi, açtı, biraz izledik, insanlar minik minik görünüyordu. Hepimizin de çok hoşuna gitmişti bu küçük alet.

    Birkaç dersten sonra öğle arası geldi. Yemekten sonra arkadaşlar bahçeye oynamaya indiler. Ben inmedim.

    Sınıfta beklerken aklıma bir fikir geldi. Televizyonu alıp evde izleyecektim. Sonra da Orhan’a götürüp verecektim. Bu düşünceyle çantama koydum. Ertesi gün getirecektim.

    Eve vardıktan sonra hemen ödevimi yaptım, televizyonu çıkartıp izlemeye başladım. Bir ara odama annem geldi:

    – Ne o Ömer?

    – Şeey!

    – Ne o oğlum?

    – Şeey, televizyon!

    – Nereden buldun onu, biz sana televizyon almadık ki?

    – Arkadaşım Orhan’ın anne.

    – İzlemen için sana mı verdi?

    – Şey, vermedi, ben aldım.

    – Nasıl sen aldın?

    – Çantasından aldım.

    Annem şaşırmış halde yüzüme bakıyordu:

    – Sen ne dediğinin farkında mısın!?

    – Ama anne, götürüp vereceğim.

    – Oğlum, hiç izin almadan başkasının eşyası alınır mı? Sen ne yaptın? Bu yaptığın çok yanlış. Böyle yapanlara hırsız derler. Orhan televizyonu bulamayınca ne kadar üzülecek farkında mısın?

    Annemin dedikleri doğruydu. Nasıl olmuştu da bunu düşünememiştim. Üzüntümü anneme anlatmak istedim:

    – Afedersin anne, hiç düşünemedim bunu, ama ben hırsız değilim, sadece izlemek için almıştım.

    – Yarın televizyonu ver ve arkadaşından özür dile!

    – Tamam anne zaten vereceğim.

    – Arkadaşımın adresini ya da telefon numarasını biliyorsan durumu hemen bildirelim, çocuk boşu boşuna üzülmesin.

    – Bilmiyorum anne.

    Annemin söylediklerinden sonra ne kadar kötü bir şey yapmış olduğumun farkına vardım. Yaptığımın hırsızlık olduğunu düşündükçe çok canım sıkılıyordu. Üzüntümden o gece kahroldum, uyuyamadım.

    Ertesi gün okula erkenden gittim, okula vardığımda Orhan’ın da gelmiş olduğunu gördüm. Oturmuş, sırada ağlıyordu. Arkadaşlarımdan biri sordu:

    – Orhan, neden ağlıyorsun?

    – Televizyonumu kaybettim. Dün çantama koymuştum, eve vardığımda bulamadım, çalmışlar.

    – Ciddi misin, kim çalmış olabilir?

    – Bilmiyorum, annemle babam kaybettiğimi duyunca bana çok kızdılar. Bir daha bir şey almayacaklarmış.

    – Üzülme Orhan bulunur.

    – Nereden bulacağız, çalan geri verir mi?

    Konuşulanları dinlerken üzüntüm bir kat daha arttı. Bir türlü televizyon bende diyemiyordum. Hırsız damgası yemekten korkuyordum. Bu arada konuşmalar devam ediyordu:

    – Orhan, bütün herkesin çantalarını arayalım!

    – Olmaz, bu kadar çantayı nasıl arayalım?

    – O halde şüphelendiklerin varsa onlarınkini arayalım.

    Arkadaşlar kendilerince çözüm yolları arıyorlardı. Bu sözler beni çok korkuttu. Çünkü henüz televizyonu aldığımı söyleyememiştim. Aranarak bulunursa çok daha kötü olacaktı. Ama bir türlü söyleyemiyordum. Konuşmalar devam ediyordu:

    – Kimden şüpheleniyorsun?

    – Kamilden biraz şüpheleniyorum!

    – Yok canım, Kâmil öyle şey yapmaz!

    – Bir kaç defa benim kalemimle silgimi almıştı.

    Benim yüzümden suçsuz bir insan suçlanıyordu. Sonunda dayanamadım:

    – Kamil almamıştır!

    – Nereden biliyorsun Ömer?

    – Biliyorum, o almadı!

    – 0 halde kim aldı?

    – Söyleyeceğim, ama bana kızmayın!

    – Kızmak mı? Niye kızalım? Kızacak ne yaptın ki?

    – Orhan, senden özür diliyorum, televizyon bende.

    – Sende mi!?

    – Evet bende!

    – Ama nasıl olur Ömer?

    – Bakmak için dün çantandan almıştım. Çok hoşuma gitti. İzlemek için eve götürdüm. Bugün de getirecektim. Getirdim de. Annem televizyonu gördü ve yaptığımın çok kötü bir şey olduğunu söyledi. Yaptığıma çok pişman oldum. Ama iş işten geçmişti. Telefon ve adresini bilmediğim için sana da ulaşamadım.

    – Şimdiye kadar neden söylemedin?

    – Okula gelince hemen verecektim, ama utandım, bir şey söyleyemedim. Kâmilden şüphelendiğinizi duyunca söylemeye karar verdim. Benim yüzümden suçsuz biri haksız yere suçlanacaktı. Buna gönlüm razı olmadı. Hepinizden özür dilerim.

    Sözlerim bittikten sonra televizyonu çantamdan çıkartıp Orhan’a verdim. Herkes hayretten dona kalmış bana bakıyordu. Üzüntümden sıraya kapanıp ağlamaya başladım.

    Az sonra bir el başıma dokundu. Başımı kaldırdığımda öğretmenimizin olduğunu gördüm, gözlerimdeki yaşı sildi. Bizden olanları anlatmamızı istedi. Bir arkadaşım olanları anlattı. Öğretmenimiz olanları öğrenince bize nasihat verme ihtiyacı hissetti:

    – Çocuklar, insan hata yapabilir. "Beşer şaşar" demişler. Yani insan bazen yanlış yapabilir. Ömer’in yaptığı hatalı bir davranış, o bu yanlıştan ders almış, ağlaması da bunu gösteriyor. Bana kalırsa onu affedin. Bir daha böyle bir şey yapmayacağına da sanırım söz verir, değil mi Ömer?

    Titreyen bir ses ve utangaçlıkla:

    – Evet diyebildim, öğretmenimiz.

    – Ben de ona inanıyorum. Kucaklaşın, barışın ve bu olay burada kapansın, dedi. Sonra Orhana döndü;

    – Bu olay sana da ders olsun Orhan. Sen de anne ve babanın izin vermediği şeyleri yapma. Onlar evden dışarı çıkartmamanı istemişler, onlardan gizli olarak sen televizyonu okula getirmişsin. Bu olaylar bu yüzden başına geldi. Hiçbir zaman emin olmadan başkalarını da suçlamayın. Başkalarının eşyasına izin almadan el sürmeyin, almayın. Niyetiniz kötü olmasa da hırsız durumuna düşebilirsiniz. Hepiniz de bu olaydan ders alın!

    Öğretmenimiz söylediklerinde çok haklıydı. Arkadaşlarımdan öğretmenimizin huzurunda tekrar özür diledim. Onlar da benim samimiyetimi anladılar. Bu olay bana unutmayacağım bir ders oldu.




 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
“ Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun”

( Tevbe - 119)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.

Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71.


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com