Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Av Merakı
Av Merakı
28/08/2007


    İki oğlu, bir kızı olan Ali Bey, Anadolu’nun şirin köylerinden birinde, hanımı, çocukları, anne ve babasıyla mutlu bir hayat yaşıyordu. Köyün orta hallilerindendi. Zengin olmasa da fakir de değildi.

    Yaz mevsiminde aile boyu çalışırlardı. Kış geldiğinde ise işlerde azalma olurdu. Bunu fırsat bilen Ali Bey arkadaşlarıyla sık sık ava giderdi.

    Ava gitmesinden annesi, babası hanımı çok şikayetçiydi. Ama bu, onun için büyük bir zevk kaynağıydı. Adeta onun için bir hastalık olmuştu. Sigara tiryakisi nasıl sigarayı bırakmakta zorlanıyorsa, o da avcılığı bırakmak istese de bırakamıyordu.

    Bir gün, akşamın yaklaştığı bir anda kar yağmaya başlamıştı. Ali Bey, "av yağıyor, yarın yine av görünüyor ufukta" dedi kendi kendine.

    Her kar yağışı onun için yeni bir avın habercisiydi adeta. Çünkü yeni yağan kar, yeni ayak izlerinin çıkması anlamına geliyordu. Ayak izleri hedefe gitmede avcı için büyük bir avantaj sağlıyordu.

    Ertesi gün sabah olunca her yerin bembeyaz bir örtüye büründüğünü gören Ali Bey arkadaşlarıyla görüştü. Av için hemen hazırlıklarını yapıp köyden ayrıldılar. Köpekleri, av malzemeleri, yiyeceklerini de yanlarına aldılar.

    Yağan yeni kar ile yeni izler çıkmıştı. 0 günkü avın ceylan avı olmasına karar verildi. Dere, tepe, dağ, taş yürünerek geçildikten sonra geçiş noktalarına avcılar yerleşti, köpekler izlere salındı.

    Uzun süren takip ve bekleyişten sonra bir ceylana rastlandı. Tüfek sesleri gelmeye başlamıştı. Zavallı ceylan çaresizlik ve korku içinde bir oyana bir bu yana koşuyordu. Yıldırım hızıyla ağaçların arasından süzülüyordu. Çünkü işin ucunda hayatta kalmak ya da kalmamak vardı.

    Ceylan bir ara Ali Beyin önünden geçti. Keskin nişancı olan Ali Bey atışı sonucunda ceylan denge kaybına uğradı. Kaçışını devam ettirdi. Ali peşine düştü. Ceylan vurulmuştu, kan kaybı vardı, ama hızında bir değişiklik yoktu.

    Ali Bey arkadaşlarına da seslendi, peşine düştüler, takip akşama kadar devam etti. Herkes terden sırılsıklam olmuştu, ama ceylanı yakalayamadılar. 0 günkü avdan elleri boş döndüler. Aslında av yapma ihtiyaçları yoktu. Sadece zevk için vuruyorlardı hayvanları.

    Akşam olduğunda ayakları ıslanmış halde ve yorgun bir şekilde köye döndüler. Avın değerlendirmesi için bir evde toplandılar. 0 günkü avdan bahsediyorlardı. Bu toplantıya köyün imamı da yatsı namazını kıldıktan sonra katıldı.

    İmam, boşu boşuna zaman harcandığı, cana kıyıldığı için avdan hoşlanmıyordu. Fırsatı geldikçe köylüleri de bu konuda uyarıyordu. Fakat pek dinleyen olmuyordu.

    İmam odaya girdiğinde avcıların ateşli bir şekilde avdan bahsettiklerini gördü. İmama yer gösterdiler ve sohbetlerine devam ettiler.

    Ali Bey, ceylanı nasıl vurduğunu, dengesini kaybettiğini, kanının nasıl aktığını ballandıra ballandıra anlatıyordu. Ali Bey konuşmasını şöyle tamamladı:

    – Yarım kalan ava yarın devam edelim, yarın mutlaka o hayvanı buluruz. Afiyetle yeriz, dedi.

    Bu sırada imam söze karıştı:

    – Arkadaşlar şu av sevdasından vazgeçin. Hem zamanınızı öldürüyorsunuz, hem de hiç suçu olmayan canlıları öldürüyorsunuz. Bu yaptığınız keyfi bir şey. Eğer yiyecek konusunda bir sıkıntınız olsa size bir şey demem. Bu durumda avlanmaya dinimiz de izin veriyor. Ama keyfi yapılana pek olumlu bakmıyor dinimiz. Yazıktır, bakın hayvanı yaralamışsınız. Şimdi nasıl ıstırap çekiyordur. Belki bu yaralı haliyle bir kurda yem olacak. Kim bilir belki de şimdi yavrularına ulaşmak, onları doyurmak için çaba sarf ediyor. Belki de öldü, yavruları da açlıktan ölecek. Atılan bir kurşun onun da yavrularının da canına mal olacak.

    Ali Bey söze karıştı.

    – Ölürse ölür, ne yapalım! Bir şeylerden zevk almak bizim de hakkımız.

    – Bir canlıya eziyet vererek zevk almak hangi kitapta yazıyor Ali Bey!

    – Benim kitabımda!

    Ali Beyin küstahça cevap vermesi üzerine imam efendi izin isteyip evden ayrıldı. Ali Beyin bu tür sözlerinden bazı arkadaşları da rahatsız olmuştu. Ali Beye bu şekilde konuşmaması gerektiğini söylediler. Kısa bir sessizlikten sonra silahlarının bakımını yapmaya, mermilerini doldurmaya devam ettiler. Ali Bey imamın gereksiz konuştuğundan bahsediyordu. Bazıları ise aslında imamın doğru konuştuğunu söylüyorlardı.

    Zaman epeyce geçmiş, geç saatler olmuştu. Silahlara son bakımlar yapılıyordu. Derken bir patlama sesi ile "Offf yandım!" sesi duyuldu. Ali Bey bacağını tutmuş, acıdan kıvranıyordu. Odadakiler şaşkınlık içindeydi. Ali Bey "Yanıyorum anam!" diye feryadına devam ediyordu. Bacağı kanlar içindeydi. Damarları dışarı fırlamıştı. Anlaşılan arkadaşlarının birinin silahı kazayla patlamış, o da Ali Beye isabet etmişti.

    İlk şaşkınlığı atan arkadaşları hemen taksiyi hazırlayıp hastanenin yolunu tuttular. Kar yağdığı için yol geç alınıyordu. Ali Bey için ise yol hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu. "Ölüyorum, yanıyorum, çabuk olun" feryatları devam ediyordu.

    Yolculuk tam iki saat sürdü. Hastaneye acil servis bölümünden girdiler. İlk tedavi yapılmıştı, kan kaybı çoktu. Kan bulunmuştu. Ali Bey kan ve ağrı kesiciler sayesinde biraz rahatlamıştı.

    Ertesi gün kendine geldi. Hocanın dediklerini, bir gün önce vurduğu ceylanı düşündü. Onun kan alma şansı da, hastaneye gitme şansı da yoktu. Acaba nasıl bir ıstırap içindeydi.

    Vurulduktan sonraki iki saati hayatının en zor anları olmuştu. Bu iki saat ona bazı gerçekleri görmesinde yardımcı oldu. Zevk için av yapmanın, can yakmanın ne kötü bir şey olduğunu anlatmıştı.

    Birkaç saat düşündükten sonra yanında bulunan arkadaşı Ahmet’e bir ricada bulundu:

    – Ahmet! Senden ve arkadaşlarımdan bir ricam var. Hemen dün avlandığımız yere gidip vurduğumuz ceylanı takip edin. Bulabilirseniz yakalayın ve yarasını tedavi ettirelim, dedi. Arkadaşı şaşkınlık içinde tamam dedi.

    Hep birlikte o gün yine ormana gittiler, ama yanlarında silah yoktu. Uzun bir takipten sonra ceylanı buldular. Hayvan cansız yatıyordu. Biraz daha yaklaştıklarında yavrularının cansız anneyi emdiklerini gördüler. Bu manzara hepsini de üzdü. Suçluydular. Vurdukları ceylan bir anneydi.Onu yavrularından ayırmışlardı. Hemen küçük yavruları tutup köye götürdüler. Yoksa öleceklerdi.

    Ali Bey günler sonra hastaneden çıktı. Tedavisi aylarca sürdü. Bacağının bir kısmından et kesip vurulan yere koydular. Yatakta geçirdiği bu zaman içinde devamlı o ana kadar vurduğu hayvanlar aklına geldi. Vurulduktan sonra kim bilir ne acılar çekmişlerdi. Onların tedavi olma şansı da yoktu.

    O zamana kadar zevk için avlanarak bir çok canlının kanına girmişti. Yapılan uyarılara, özellikle imamın uyarılarına kulak asmamıştı. Hatta hatırını kırdığı zamanlar olmuştu. Av konusunda kendini uyaranların ne derece haklı olduklarını anladı.

    Avcılık hakkında bir şeyler yapılması gerektiğine kanaat getirdi. Keyfi avcılığa son verilmeliydi. Bu fikrini imama açtı. Ayrıca ondan özür diledi. Haklılığını dile getirdi. Hoca da durumdan çok memnun oldu. Yardımcı olacağını söyledi.

    Ali Bey bu olaydan sonra bir hayvan sever olup çıktı. Ceylan yavrularını büyütüp ormana saldı. Ali Beyin ve imamın sayesinde avcılık yapılmaz oldu. Keyif için, zevk için hayvan vurulmadı. Bir musibet bin nasihatten iyidir sözü bir kez daha gerçekleşmişti.


 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
ALLAH'IM! Borcun galebe çalmasından, düşmanın galebesinden, düşmanın başımıza gelene gülmesinden sana sığınırım.



( Hadis-i Şerif - 0)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’dan kork.
Kötülük işlersen, hemen arkasından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün.
İnsanlarla güzel geçin!

Tirmizî, Birr 55



 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com