Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Genç Girişimci
Genç Girişimci
06/09/2007
Nedim KAYA

Kaza yerinde, arabanın şoför mahallinden inen iri yapılı, saçları kısmen dökülmüş kırk yaşlarındaki gözlüklü adamın dikkatini çeken şey, arabanın ön sol tekerleğinin üst tarafındaki kırmızı leke oldu. Yanında oturan ve daha genç gösteren bayan ise, kazanın tesiriyle panik halindeydi. Bir anda birçok kişi olay mahalline doluştu. Yerdeki adam ölmüş olabilirdi.

Kazadan önce
Genç girişimci, pencere kenarında tül perdenin ardında dururken, lüks otomobilden çıkan çiftin uzaklaşmasını izledikten sonra mavi gökyüzünü seyre koyuldu.

Hava açık, bulut ise hemen hemen yoktu. Kış çıkmak üzere olmasına rağmen, sıcaklık mevsim normallerinin üzerindeydi. Bu havalar baharın habercisiydi. Hafta sonunun da böyle sıcak olmasını çok isterdi.

Dışarıyı seyrettikten sonra tül perdeyi hafifçe kapatıp yavaş adımlarla sehpanın yanındaki siyah deri kaplı koltuğa geçip ayaklarını uzattı ve gözlerini avizedeki ışığın kırılmasından kaynaklanan renklerin ahengine bıraktı. Geçmiş ile gelecekteki hayalleri arasında gidip geldi..

Artık hedeflerinin çoğunu gerçekleştirdiğine inanıyor, şimdiye kadarki başarılarına dayanarak bundan sonrası için fazla telâş etmemesi gerektiğini düşünüyordu.

Bu zamana dek ne zorluklar yaşamış, ne sıkıntılarla boğuşmuştu.

Biliyordu, kazanmaya giden yollar dikenlerle dolu olur, önemli olan da dikenlere karşı yürüyebilmek, bu zorlu yolda ilerleyebilmekti.

Gerçekleştirebildiği hedeflerine esas iki faktörle ulaşabildiğine inanıyordu. Bunlardan biri; hep yıllar sonrası ile ilgili plânlar kurması ve bu plânlara ulaşmak için de çaba sarf etmesi, diğeri de; daima "Niçin başkası sahip oluyor da ben olamıyorum, benim de onların sahip olduklarına sahip olmamak için hiçbir eksiğim yok." şeklindeki düşüncesiydi.

Çocukluk günleri gözünün önüne geldi.

On-on bir yaşlarında iken, Alıç Caddesi’nin kenarındaki parkın yola bakan tarafına arkadaşlarıyla otururlar, "şu araba senin, bu araba benim " oyunu oynarlardı. Ama hiçbir zaman o arabaların bir gün nasıl kendilerinin olacağını tasavvur bile etmezlerdi. "Çocukluk işte!" diye iç geçirdi.

Küçüklüğünden beri en sevdiği özellikleri, hep ümitvâr olması ve kolay kolay pes etmemesiydi. Adeta hayatının şiarı şu kelimelerdi: "Neden olmasın ki!"

Evet, evet çok çalışmalıydı, çünkü büyük düşünürler, din adamları, öğretmenler, fizik kuralları hep aynı şeyi söylüyordu: "Çalışan kazanır! Eğer mutlu bir gelecek istiyorsan, çalışmalısın!"

Şimdi ise gayretlerinin karşılığını almıştı; küçük sayılmayacak bir şirkette önemli bir pozisyondaydı. Hayatında gördü ki, çalışan gerçekten de kazanıyormuş. Bundan sonra da çok gayret etmeli, çocukluğunda nasıl alabileceğini düşünmediği arabaya ve diğer arzularına sahip olmalıydı.

Oturmaktan sıkıldığı için tekrar dışarıya bir göz attı. Hava biraz değişmiş, gökyüzüne de yer yer bulutlar birikmişti. Hayat bütün hızıyla devam ediyor, insanlar koşuşturuyordu.

Herkes bir şeyler yapma telâşındaydı. İnsanlar hep acele ediyordu ve şüphesiz bu normal karşılanmalıydı. Gördüğü kişilerin bir kısmı işine yeni başlamış, bir kısmı meşguliyetinin ortasında, bir kısmı da çalışmasını bitirmek üzereydi. Kim bilir kimi de bir işini halletmiş diğer işinin de üstesinden gelebilmek için telâş içindeydi. Hayat da buydu zaten; koşmaca, koşuşturmaca, çaba, iş, çalışma, çalışma ve yine çalışma...

Tekrar önceki oturduğu yere geçti. İmtihanlara hazırlandığı günler aklına geldi: lise yılları...

Kendini iyice derslere vermiş, gözü iyi bir yeri kazanmaktan başka bir şey görmüyordu. Ne yapıp etmeli, mutlaka hedefine ulaşmalıydı. Biliyordu ki, "Çalışan kazanır!"

İlk yıl hedefindeki yeri kazanamamanın verdiği belirsiz duygular, onu ikinci hazırlık senesinde derslerle iyice bütünleştirmişti. Kendisini motive etmek için her yolu deniyor, "Ah bir kazansam!" diyerek bütün sıkıntılarını aşmaya çalışıyordu.

Çevresindeki insanlara dikkat ettiğinde, aslında bütün insanların belli fedakarlıklar içinde olduğunu görüyor, öyle veya böyle sıkıntılara katlanılması gerektiğini düşünüyor, gelecekte az sıkıntı çekmek için daha fazla gayret sarf ediyordu.

O günlerde, şimdiki odasında olduğu gibi, çalışma masasının tam üstüne bir gün sahip olmayı tasarladığı W. Carssy marka lüks otomobilin posterlerini asmıştı. En büyük posterde büyükçe vişne kırmızısı W. Carssy otomobil, ayrıca kartpostal büyüklüğündeki diğer resimlerde arabanın çeşitli açılardan görüntüleri: bej rengi deri koltukların fotografı, dijital göstergeler ve çeşitli ayrıntıların fotoğrafları vardı.

Ne zaman bu arabayla ilgili bir şey görse; "Evet, evet bir gün sana sahip olacağım. " diyordu.

Bu sırada oturduğu tek kişilik koltuktan kalktı, pencere kenarına, dışarıya bir kez daha göz atmak için gitti.

Bulutlar giderek artıyordu. Öğle yaklaşıyor olmasına rağmen, gökyüzünü saran karaltı gündüz aydınlığının tesirini azaltıyordu.

İçinden, "Herhalde fazla uzun sürmez, birazdan geçer." diye geçirdi. Daima olumlu düşünürdü ve bardağın hep dolu tarafını görürdü. Bunun yanında ayrıntıları gözden kaçırmamasıyla övünür, hâdiseleri çaplı kavradığını ve geniş ufuklu olduğunu düşünürdü.

Tül perdeyi biraz daha kenara çekti ve her zamanki gibi dışarıyı inceledi.

İnsanın aslında çok güçlü bir varlık olduğunu, onun başarmak istedikten sonra yapamayacağı bir şeyin olmadığını düşündü.

Bu arada, aşinası olduğu ses yine dikkatini çekti. Bu ses, mahalle camisindeki müezzinin ezan okumak için mikrofonu açtığında çıkan sesti. Müezzinin ezan öncesi mikrofonu hafiften üflemesi onun aşina olduğu bir durumdu.

Ezanın bitmesini bekledi ve pencere kenarından uzaklaşırken son model müzik setini uzaktan kumanda ile çalıştırdı. Şarkılar da kendisi gibi hayat doluydu.

Birazdan gideceği iş yerindeki aylık verimlilik toplantısı için son hazırlıklarını tamamlamak üzere gardırobun bulunduğu yan odaya geçti.

Hesaplarına göre, üç yıl içinde durumunu daha da düzeltecek ve ideallerine daha çabuk kavuşacaktı. Bu katılacağı dördüncü şirket toplantısıydı. Genel olarak kıdemlilerin sözüne değer verilen bu ortamda, zaman zaman o da söz alıyordu. Bu onun kendine olan güvenini artırıyor, kariyerli bir gelecek adına içindeki ümidi yeşertiyordu.

Dokuz ay önce girdiği bu iş, mezun olduktan hemen sonra başladığı, ama hedefindeki bundan büyük mevkiye çıkma ve kariyer yapma başlangıcı olarak gördüğü, fırsatını bulduğu anda daha da yükselmek istediği, zirvesine ulaşmayı arzuladığı merdivenin ilk basamaklarıydı.

Saçlarına briyantin sürüp, arkaya doğru taradı. Hareketlerini salondaki müziğin ritmine göre yapıyordu. Parfüm sıkmayı unutmadı. İmaj için taktığı gözlükleri de çantasına yerleştirdi.

Saatine baktı. Artık çıksa iyi olurdu; "Yaptığın her işini zamanında yapmalısın, hadi artık yola koyul!" dedi.

Dışarıya çıktığında yağmur çiseliyordu. Halbuki hava daha bir iki saat önce günlük güneşlikti. Sokaktaki hayat, her zamanki gibiydi. Trafik karmaşası almış başını gidiyor, insanlar her zamanki gibi acele ediyor, herkes bir şeylerle meşgul oluyordu. Çalıştığı firma, camiye olan mesafenin iki katı uzunluktaydı.

Çevresine bakındığında lüks otomobiller dikkatinden kaçmıyor, bir çocuğun dükkân vitrinindeki oyuncakları süzmesi gibi, o da her defasında büyük oyuncakları yani otomobilleri süzüyordu.

Yolda ilerlerken W. Carssy marka araba aklına geliyordu. Elbette bir gün kendi arabasına da binecekti. Sadece biraz daha zamana ihtiyacı vardı, hepsi bu.

Elindeki siyah deri çantada, aylık şirket istatistikleri türünden, çoğunlukla kendi bölümüyle ilgili bir sürü kâğıt parçası ve dosya vardı.

Yağmur artmaya başlamıştı. Hazırlıksız yakalanmıştı; ama şirkete de az kalmıştı. Biraz dayanabilirdi. Şimdi yolun karşısına geçmeli ve toplantıya tam vaktinde, hatta biraz da erken gitmeliydi.

Kaza mahallinde

Yağmur kendini hissettiriyordu. İri yapılı, saçları kısmen kel adam arabasını hemen durdurdu. "Tam da sırasıydı!" diye düşündü. Elinde deri çantası olan adama arabasının sol ön tarafıyla hafifçe dokunmuştu. Çarptığı adam bir anda yere yığıldı. Arabanın ise sol ön tekerleğinin üstü kana bulanmıştı. Vişne kırmızısı lüks arabada kan zor seçiliyordu. Morun hakim olduğu elbisesiyle dikkat çeken bayan ise, ölüye hiç bakmıyor veya bakamıyor, kafasını buğday rengi deri koltuğa iyice yaklaştırmış garip garip sesler çıkarıyordu. Araba teybindeki hip-hop tarzı parça bitmiş, radyodaki dj başından geçen komik bir hâdiseyi kahkahalarla anlatıyordu.

Genç girişimci gökdelenin üst katlarına doğru âdeta tırmanıyordu. Şimdi yatırım şirketinin üçüncü katında, pencerenin hemen yanındaydı. Aşağıyı daha geniş görüyordu. Yerde, vişne kırmızısı arabanın solunda birisi vardı. Yeni tarandığı belli olan saçları kısmen bozulmuş şık bir genç yerde yatıyordu.

Şu anda yedinci kattaydı. Buraya nasıl geldiğini anlayamamıştı. Nasıl olurdu, biraz önce yaya olarak yolun karşısına geçmeye çalışırken şimdi elinde olmayarak gittikçe yükseliyordu?!..

Hayır bu olamazdı, yerde yatan kendisiydi, cesedi gören ise ruhuydu.

Siyah deri çantası yolun solundaki demir ızgaraların kenarına fırlamış, su birikintisinin yanı başında duruyordu. Bu defa, insanlar işlerine devam etmiyordu; çünkü birçok kişi işini bırakmış ölen adama, gözlüklü iri kişiye ve mor elbiseli bayanın iniltilerine dikkat kesilmişti. Yerde bir kişi vardı. Herkes koşuşturma içindeyken, onun vücudu asfalt üstünde, kaldırıma yakın ve hareketsiz duruyordu.

Kazadan sonra
"İnsanlar uykudadırlar. Ölünce uyanırlar." (Hadîs-i Şerif)

O, şimdi ETK yatırım şirketinin plâzasının on birinci katından yukarıya doğru gidiyor ve dünyayı daha geniş perspektiften görüyordu. Yukarılara çıkarken diğer insanların farkına varamadığı ayrıntıları daha net görüyordu.

Birçok gerçeği şimdi daha iyi fark etmeye başlamıştı. Birçok şeyi ilk defa ve de tam anlamıyla hissediyordu.

Peki ya bundan sonrası? Şimdi ne yapacaktı?

Artık hiçbir şey yapamazdı. Bundan sonra sadece pişman olabilirdi, peki bu çözüm müydü? Ama o, ruh ve cesedi beraberken, "Pişman olana acınmaz; çünkü pişman olunan durumu oluşturan bunu yapanın kendisidir." şeklinde düşünürdü.

Plânlarını, dâima en olmadık ihtimalleri bile göz önünde bulundurarak yapardı. Fakat plânlarında şu andaki durum, yani cesetsiz ruh halinde bulunduğu, dünyanın kendisine artık herhangi bir anlam ifade etmediği bu durum, ihtimal hesaplarında yoktu. Bu hal, aklına bir kere bile gelmemişti.

İnanamadı. Nasıl da dar ve ufuksuz düşünmüştü.

Hayır, hayır olamazdı. Böyle bir durumla karşılaşmamalıydı. Halbuki kötü sürprizler yaşamamak için çok dikkatli davranır, hep en kötü hali göz önüne alır, ayrıntıları atlamazdı. Fakat bu bir ayrıntı değildi. Bu durum, dünyada kendisinden başka her şeyin yalan olduğu tek gerçekti.

Büyük bir plânlama hatasıyla karşı karşıyaydı. Hiç aklına yüz yıl sonrasını düşünmek gelmemişti. Halbuki, okuldan mezun olacağı günü, okulu daha kazanmadan dört yıl önce düşünmüş, kendini bu konuda "kişisel gelişim" seminerleriyle geliştirmiş ve NLP'yle başarıya programlamıştı. Daha fazla maaşla hayatını sürdürmenin yollarını artık biliyordu. Beş ve on yıllık plânları tamamdı.

Fakat o kendine güvenen gururlu kişi gitmiş, yerine ürkek, ne yapacağını bilmez, aciz mi aciz bir kişi, daha doğrusu bir ruh gelmişti.

Şimdi ister istemez acizlik yudumluyor, çaresizlik yaşıyordu. Ah ne olurdu, içinde bulunduğu ruh haletini bedeni hayattayken de yaşasaydı. Unutmamalıydı veya hatırlamalıydı, birilerinin ikazlarına kulak verseydi ne olurdu! Yağmurlu havada nasıl da ıslanmıştı. Müezzinin ezanı okumaya başlamadan önce mikrofona üflemesiyle çıkan sese verdiği dikkati, biraz da üfleme sonrasındaki kelimelere, bunların ne mânâya geldiğine verseydi.

Birçok kez cansız bedenlere şahit olmuş, daha da ilerisi, filmlerde savaşlar ve katliamlar sonucu ölmüş onlarca cesedin olduğu sahneler görmüştü. Sadece seyirci kalmış, izlemişti. Nasılsa hiç düşünmemişti bir gün kendisinin de böyle bir durumla karşılaşacağını. Ah iş telâşı!

Zaten koşuşturmadan, kaldırım kenarında yarı ölü dilenciler hiç dikkatini çekmemişti. İşe yetişme telâşı, yol kenarındaki kedi ölüsü hakkında yorum yapması gerektiğini unutturmuştu. Televizyonda gördüğü toplu cesetler de, sıradan birer görüntüden ileri değildi o günlerde.

Ah Allah'ım, küçük plânlar, büyük hayatı nasıl da unutturdu. Niçin daha dikkatli davranmamıştı, niçin, niçin?!.. Niçin daha fazlasını düşünememişti. Niçin sadece bir gölgelik olarak algılanması gereken bu fani dünyaya bu kadar bağlanmıştı. Ve her zaman duyduğu "fâni" kelimesi niçin ona sıradan gelmişti. Bunları anlayabilmesi için, bu durumu yaşaması mı gerekiyordu?!..

Ne kadar da içinden çıkılmaz ve telâfisi olmayan kötü bir tecrübeydi. Artık gelecek adına hiç plân kuramayacaktı; çünkü plânladığı gelecek de, sonraki zaman dilimi içindeydi. Gelecek gelmişti.

Şimdisi için çoktan yapılması gerekenleri yapmış olması gerekiyordu. Fakat artık her şey çok geçti.

Son bir defa aşağıya bakmaya çalıştı, artık herhangi bir şey görünmüyordu. Şimdi hayallerinin çok ötesinde, gerçeğin tam içindeydi. Milyarlarca kişinin paylaştığı "fâni" dünyanın dışındaydı.

Son durum
Artık ait olmadığı, içinde yaşayanların bağlanmaktan kendilerini kurtaramadığı yeryüzünde gittikçe şiddetlenen yağmur, gök gürültülerinin ürpertisi altında, yerdeki ve son model vişne rengi otonun sol ön tekerlerinin üstündeki fazlaca belli olmayan kanı kaldırımın dibindeki metal ızgaralara doğru taşıdı. İçi bilançolarla, geleceğe dair kariyer plânlarıyla dolu siyah deri çanta ise, her zamanki gibi sahibinin elinde değil, kanını da beraberinde getiren suyun içindeydi..

Müezzinin ezana başlamadan önce mikrofona kuvvetlice üflediği esnada, yetkililer hâdiseye müdahale etti. Ceset tıp fakültesine götürüldü. Ölüme sebep olan araba incelenmeye alındı. Kalabalık yine 'normal' hayata döndü. 'Sıradan' bu hâdise kısa sürede kapandı. ETK Yatırım Şirketi de, ölen elemanın yerine, hayat dolu, kariyer ve prestij hırsıyla dopdolu, geleceğe umutla bakan yeni bir eleman aldı.
 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
Sonra biz, peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte biz böyleyiz. Müminleri kurtarmak üzerimize düşen bir görevdir.

( Yunus - 103)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da
sona erer, şu üç şey bundan müstesnadır: sadaka-i
cariye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden
hayırlı evlat.

Müslim vasiyet 14, tirmizi ahkam 36


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com