Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Hiroşima'da Kırılan Medeniyet Kâsesi
Hiroşima'da Kırılan Medeniyet Kâsesi
06/09/2007
Serdar YİĞİTEL
Yine sirenler çalmaya başladı. Henüz 4-5 yaşındaki Ken ve kardeşi Şinci artık sirenlere alışmışlardı. Kovalamaca oynarcasına sığınaklara kaçtılar. Arkalarından anne ve babaları da geldi. Babası savaşa katılmadığı ve sadece ailesi için uğraştığından, diğerleri tarafından 'vatan haini' kabul ediliyordu. O buna aldırmıyor, savaşın kötü birşey olduğunu söyleyip, karısı ve çocuklarının karnını doyurmak için didiniyordu. Ken babasına sordu: 'Baba savaş ne zaman bitecek?' Babası önce başını önüne eğdi, sonra gülümseyerek, 'Çok yakında oğlum, çok yakında!' dedi. Ken ve Şinci oynamaya devam ettiler. Siren sesleri kesilince dışarı çıktılar. Hayat yine normale dönmüş gibiydi. Havada uçaklar görünmüyordu. Birlikte evlerine döndüler. Ken'in annesi hâmileydi. Ken üçüncü kardeşini büyük bir sabırsızlıkla bekliyordu. Fakat savaştan ve yeterince yiyecek bulamamaktan dolayı anne yorulmuş ve halsiz düşmüştü. Ken bunu görüyor ve bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyordu. Ama elinden ne gelirdi ki!? Ne çalışabilir, ne de yiyecek bulabilirdi. Düşündü, mutlaka yapabileceği bir şeyler olmalıydı. Komşusu olan yaşlı teyzeye annesinin durumunu anlattı. Yaşlı teyze, annesinin alabalık yemesi gerektiğini, böylece sağlığına kavuşacağını söyledi. Bu Ken'i daha da üzmüştü. Alabalığı nasıl satın alabilirdi? Önce yakındaki göle gitti. Fakat pislikten, orada hiç mi hiç balık kalmamıştı. Sonra yanına Şinci'yi alıp şehre indi. Saraya benzer bir evin kenarından geçerken, Ken'in gözü havuzdaki balıklara çarptı. Bunlar alabalık olmalıydı. Hırsızlığın kötü birşey olduğunu biliyor, ama annesine karşı duyduğu sevgi bu düşüncesini aşıyordu. Bahçeye sessizce girdiler. Küçücük havuzdan bir alabalığı yakalamak çok uzun sürmedi. Evin sahibi sesleri duymuş olmalı ki dışarı çıktı. Bahçe duvarından atlayan iki çocuğu gördü ve 'Durun! Hırsızlar!' diye bağırdı. Ken ve Şinci var güçleriyle kaçtılar. İzlerini kaybettirdiklerini düşündüler. Eve vardıklarında anneleri hasta uzanmış yatıyordu. Ken sevinçle annesinin yanına geldi. 'Anne!' dedi, 'Artık iyileşeceksin, bak sana alabalık getirdik!' Annesinin gözleri doldu. Hasta ve yardıma muhtaç olmasının üzüntüsü ve çocuklarından karşılık bulmanın işaretiydi bu gözyaşları...
Sonra birden kapı çalmaya başladı 'Açın kapıyı, burada olduğunuzu biliyorum, hırsızlar!' diye bağırıyordu kapıdaki ses. Baba kapıyı açtı. Kapıda iki adamıyla beraber, balığı çaldıkları evin sahibi duruyordu. Olayı ev sahibinden duyan babası çok üzüldü. Ken ve Şinci anneleri için balığı çaldıklarını gözyaşlarıyla itiraf ettiler. Balık sahibi içerde yatan anneyi görünce kalbi yumuşadı. Çaresizliklerini hissetti ve onları affetti. Baba hem Ken'e kızmış, hem de onunla gurur duyuyordu. Annesi için böyle bir tehlikeyi göze alması övülecek bir olaydı. Ne de olsa daha çocuktu. O gece herkes, ertesi sabahın artık güzel olacağını hayal ederek, büyük umutlarla uyudu.

Yine sabah oldu. Güneşli bir gündü. Şinci, abisi Ken'i uyandırdı. Annesi ve babası çoktan kalkmışlardı. Anne daha sağlıklı görünüyordu. Babası ise hamallık yaptığı arabasını kilerde tamir ediyordu. Şinci annesine yardım edeceğini söyleyerek mutfağa gitti. Annesinin karnında taşıdığı bebeği dört gözle bekliyordu. Ne de olsa abi olacaktı artık. Hattâ ismini bile düşünmüştü. Kız olursa Şino, erkek olursa Masaşi olacaktı.

Ken dışarıya çıkmak için ayakkabılarını giyerken kapıdan içeri binlerce karıncanın girdiğini gördü. Çok şaşırdı. Bunun sebebi ne olabilir diye düşündü. Yiyecek arıyor olabileceklerini hayal etti. Sonra dışarı çıktı. Gökyüzü masmaviydi. Birden havada gözüne bir şey çarptı. Bu bir bombardıman uçağına benziyordu. Sirenler çalmıyordu. Japon uçağı olabileceğini düşündü. İşte bu uçak tarihe kara harflerle yazılacak olayın başrol oyuncusuydu: Enola Gay... Uçağa bu ismi vermişlerdi. Hiroşima'da medeniyet kâsesini paramparça edecek uçaktı bu. Atom bombasını Hiroşima'nın tam ortasına atmakla görevliydi.

Ken yürümeye devam etti. Uçağı çoktan unutmuştu bile. Enola Gay, "bombayı bırak!" emrini aldı ve bombayı yavaşça Hiroşima semalarına saldı. Ken tam o sırada bir duvarın kenarında, çözülen ayakkabı bağını bağlamakla meşguldu. Büyük bir gürültüyle bomba patladı. Bir anda ortalık müthiş bir aydınlıkla kaplandı. Bomba, büyüyen bir mantar halindeydi. Yakıcı bir rüzgâr her yeri dalga dalga sarıyordu. Binalar, yerle bir oldu, insanlar anında kül olup savruldular. Kimileri taşlaştı. Kimileri ölmediler ama yürüyen cesetler gibiydiler. Bütün vücutları yanmış halde hareket ediyorlardı.

Ken yavaş yavaş kendine geldi. Duvar onu korumuştu. Etrafa baktı, yanıp kül olmuştu bütün evler. Hemen kendi evine koştu, annesini gördü, ne olduğunu hâlâ anlamamışlardı. Atom bombası hayallerinden bile geçmemişti. Annesiyle sarıldılar. Eve koştular...

Ev yıkılmış ve alevler içindeydi; babası ve Şinci bir kütüğün altında kalmışlardı. Alevler yavaş yavaş kütüğe yaklaşıyordu. Ken kütüğü hareket ettirmek istedi. Ama bir türlü kaldıramıyordu. Kütük çok ağırdı. Şinci 'Abi! Abi! Çok sıcak! Kurtar beni!' diye bağırıyordu. Babası da hareket etmeye çalışıyor ama bir türlü olmuyordu. Babası Ken'e artık bırakmasını söyledi. 'Gidin! Sizin yaşamanız gerek! Annen hamile, o sana emanet' dedi! Ken reddetti; 'Olamaz! Sizi bırakamam!" dedi. Ama elden ne gelirdi? Biraz daha orada kalırlarsa Ken ve annesi de yanacaklardı. Ken gözyaşlarıyla onları orada bırakıp annesiyle uzaklaştılar. Şinci'nin 'Çok sıcak!' bağırışları, ne kadar uzaklaşsalar da Ken'in kulağında çınlamaya devam etti. Her taraf alevler içindeydi; korkunç, çürüyen cesetlerle doluydu her yan. Evler yıkılıyordu. Ken çok korktu. Kimsenin olmadığı bir yere gittiler. Anne yorgundu ve yemeğe ihtiyacı vardı.

Sabahı beklemeye karar verdiler...

Sabah oldu. Askerler beklemeden cesetleri temizlemeye gelmişlerdi. Cesetleri toparlayıp denizin ortasında yakıyorlardı. Ken şehre indi, önce evlerinin enkazından babasının ve Şinci'nin kemiklerini, ağlayarak aldı. Annesiyle beraber onlara bir mezar hazırladırlar.

Sonra yiyecek aramaya gitti. Yürürken bir evin deposuna gözü takıldı. Çuvallar vardı. Bunların içinde pirinç olabilirdi. İçlerine baktı. Evet pirinç doluydu, ama hepsi kül olmuş. Önce üzüldü. Sonra arkadaki çuvallara göz attı. Onlar yanmamıştı! Çok sevindi. Annesinin yanına vardığında onu sancıdan kıvranır halde buldu. Doğum sancısıydı bunlar. Annesi battaniye, leğen ve su getirmesini söyledi, 'bir doktor bul' dedi. Ken doktor bulamadı. Bütün doktorlar yaralılarla uğraşıyordu. Doğumu kendileri yaptırmak zorunda idiler. Ken önce korktu, ama yapacak birşey yoktu...

Anne doğum yaptı. Bir kız çocuğu idi doğan. İsmini Şinci'nin istediği gibi 'Şino' koydular. Ken Şino'yu kucağına aldı. 'Şinci!' diye bağırdı, 'Kardeşin doğdu artık, ismini de Şino koyduk!' dedi. Çünkü bu çocuğun doğumunu belki anneden çok Şinci görmek istiyordu. Annesi gözyaşlarını tutamadı. Sonra Şino'yu kucağına aldı ve alevler içindeki şehri ona göstererek, 'İşte!' dedi. 'Senin abini ve babanı bizden çalan savaşın şehre verdiği zarar bu!'

Anne, sütünün az olduğundan yakınıyor ve süte ihtiyaçlarının olduğunu söylüyordu. Yeterince beslenemiyorlardı ki sütü olsun. O sırada yağmur başladı. Fakat simsiyahtı yağmur damlaları. Bunlar atom dumanının yol açtığı yağmurlardı; seneler sürecek radyasyon etkisinin en büyük sebeplerinden birisiydi bu.

Ken yağmurun siyah olmasına çok şaşırdı ve ürperdi. Neler oluyordu?

Şehre indi, süt aramaya koyuldu. Bir evde temizlik işi buldu; karşılığında süt alacaktı. Ev sakinlerinin kendi aralarında konuştuklarını dinledi! Artık Hiroşima'da bir tane ot bile bitmeyecekti, burası yaşanmaz bir yer olmuştu. Çok üzüldü. Ne de olsa kendi memleketi idi. İşi bitince ev sahibi ona bolca süt verdi. Sevinçle annesinin yanına döndü. Şino annesinin kucağında hareketsizdi. Anne sessizce oturuyordu. Ken, 'Anne Şino'ya süt getirdim!' diye bağırdı. Anneden ses yoktu. Yaklaşınca Şino'nun bembeyaz ve soğuk siması gözüne çarptı. Annesi acı içinde fısıldadı: 'Artık süte gerek yok oğlum. Şino öldü!'...

Onu da Şinci'nin yanına gömdüler. Ken, onların şimdi beraber olduklarına inanıyordu. Ve savaşsız mutlu bir dünyadaydı onlar. Bundan emindi.

Ken ertesi gün şehri dolaştı, birden saçlarının top top döküldüğünü fark etti, sebep neydi? Bir türlü anlayamadı. Yeterince yiyemediğindendi belki de. Şehrin yukarısındaki eski çayıra gitti. Kendini çok iyi hissetmiyordu. Midesi bulanıyor, yıkılacak gibi oluyordu. Çayır kapkaraydı. Ürktü, çalıştığı evdeki sakinlerin konuştukları aklına geldi. Gerçekten bir tane bile ot bitmeyecek gibi görünüyordu. Yine başı dönerek yüzüstü yere yığıldı. Başının tam önünde yaprakları yeni çıkmış bir fide gördü. 'Aman Tanrım! Meğer yalanmış! Ot çıkıyor! Yaşasın!' dedi. Sevinçle otu seyrederken, vücudunun uyuştuğunu hissetti. Gözleri yavaşça kapanıyordu. 'Hadi gel artık' dercesine, kardeşi Şinci'nin, Şino ve babasıyla onu çağırdığını görür gibi oldu. "Geliyorum" dedi ve koştu...

(*) Japonya'da yayınlanan, 'Yalınayak Ken' isimli çizgi filmden ilham alınarak yazılmıştır. Bütün savaş mağdurlarına ithaf olsun. Savaşa hayır!...
 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
ALLAH'IM! Sapıklıktan, küfürden, ve ademoğluna isabet edecek olan fakirlikten sana sığınırım.



( Hadis-i Şerif - 0)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi kişinin iyi

Müslüman oluşundandır.

Tirmizi zühd 11, ibn mace fiten 12


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com