Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Şifreli Çanta
Şifreli Çanta
06/09/2007
M. Şahin

Bu yazımızda size geleceği gösteren kameralardan bahsedecek değiliz. Sadece hayatın acı -belki de tatlı- gerçeklerinden bir kesit vermeyi düşünüyoruz. Konumuz Timuçin Bey de değil. Sen, ben, o... Biz, siz, onlar... Hepimiz.. herkes... Belki de en çok sizi... Evet, sizi ilgilendiren bir konu... Merak ettiniz değil mi? Haydi öyleyse... Daha fazla bekletmeden hikayemizle baş başa bırakalım, sizleri.

Timuçin Bey fırtına gibiydi o gün. Telaşla bürosuna daldı. Sekreteri ilgili evrakları hazırlamıştı. Şöyle bir göz gezdirdi. Tamam. Fazla vakti yoktu. Saat onbire geldiğine göre banka kapanmadan yetişmeliydi. Heyecandan yüreği yerinden fırlayacak gibiydi. Öyle ya.. ne de olsa küçümsenecek bir rakam değildi. Dış bağlantılar da tamam olduğuna göre... Eh, içindeki şu anlamsız duygudan başka hiçbir sıkıntısı kalmıyordu. Ama ah onu da bir atabilseydi içinden.

“Haksızmış, doğru ama; haklı olan kim vardı ki şu dünyada? Trilyonluk çapta bu işi yapanlar haklı mıydı sanki? Hem sonra... O yapmasa başkası yapacak olduktan sonra onun kazanmasının kime ne zararı vardı?.. kaldı ki, o kadar vergi verdiği devlet bu kadar babalık yapmış olacaktı şunun şurasında. Ne yani?... Onca ceremenin bunca semeresi...”

Yine de olmuyordu. İçindeki anlamsız duygu susmak istemiyordu. Onun da çaresi vardı elbette: Bir yudum viski aldı. Böylece o işi de halletmişti. Artık şu faturaları ve evrakları çantasına yerleştirebilirdi. Nitekim öyle yaptı? Çıkarken sekreterine teşekkür etmeyi de ihmal etmedi. Arabanın kapısı açılmıştı. Binerken herkese eliyle

“Good by” işareti yaptı.

İngiliz danışmanı sarışın bayan göz kırptı. Ve ekledi:

“See you later!”

Şoför Rıza, arabayı çalıştırmıştı bile. Derhal gazladı. Az sonra bankanın önünde olacaklardı. Timuçin Bey’in işleri iyi gittiğine göre banka dönüşü kim bilir ne sürprizler bekliyordu onu. “Yeni bir takım elbise.. eski de olsa bir araba... Hatta çocuklarının okul masraflarını bile.. kim bilir! Olur mu olur... Ama bu kadarı da fazla değil miydi? Hani bunca adamın aylığı... İkramiyesi.. ekstradan ödemeler..”

Yüzü kızarır gibi oldu.

Aslında iyi olmasına iyi bir insandı o... Bir de şu...

Düşünmek istemedi gerisini. Yutkundu. Başka şeylere kaydırdı hayalini..

“Öyle ya nesine gerekti. Kendisi çok mu iyi bir insandı sanki.. hem... Her koyun kendi bacağından dememişler miydi?”

Bankanın önü, her zamanki gibi çok kalabalıktı. Arabayı park edecek yer problem olabilirdi. Timuçin Bey’in şu anda arabadan çok, vakit ve paraya ihtiyacı vardı. Park yerine varmadan inip vakit kazanmayı tercih etti. Garip bir hisle sağına-soluna baktı. Daha sonra saçını, arkasından da kravatını düzelterek merdivenleri tırmanmaya başladı. Heyecanını belli etmemeye çalışıyordu. Boş çantasını vakarla kapıdaki görevliye kontrol ettirirken muzaffer bir kumandan gibiydi. İçeri girdi. İtina ile hazırladığı evrakları görevli genç bayana uzatırken yüzünde gayr-ı ihtiyari bir alev dalgalandı. Aldırmadı. Yine O tuhaf duygu olmalı:

“Yapma! Yapma Timuçin!” diyordu. “Devletin malında tüyü bitmemiş yetimin hakkı... Her zaman söylerdim sana... Eden bulur... Unuttun mu!”

Bunlar babasının nakaratlarıydı. Sağlığında hep tekrar edip durmuştu:

“Yavrum! Aman!.. Dikkat!.. Devletin malı., sonra., bir de ötesi var bunun.. Ansızın”

Tuhaflaşmıştı birden. Bir taraftan da bildiği duaları okuyordu.

“Ne olur, ne olmaz.”

Şimdi sıra beklemeye gelmişti.

“Meğer ne kadar zormuş. Bir de şu memurların vaktinde iş yapmamaları yok mu? Deli ediyordu insanı. Ülkemiz geri kalıyormuş. Rekabet gücümüz azalıyormuş... Umurunda değil adamın., vakit öldürmeyi düşünüyor sadece... Sen memleketin şerefi için yatırım yapıyor, binbir riske giriyorsun. Onca masraf, onca emek, alınteri. Göz nuru. İcabında sağlığını tehlikeye atıyorsun. Adam oturduğu yerde para kazanıyor. Bir de işini vaktinde yapsa?.. o da yok. Milletin sırtından kene gibi geçiniyor. Bu asalaklar kesilse acımam”.

Bir sigara daha yaktı.

“Ne olurdu yani şu paraları gecikmeden verseler canları mı çıkar?.. çağ dışılık dediğin budur işte. Avrupa’da olsa...”

İntikamını sigarasından aldı. Saatine baktı. Vakit bir türlü geçmek bilmiyordu. Saniyeler senelere dönmüştü. Yine o ses:

“Timuçin! Timuçin! Yanlış yapıyorsun! Dikkat!”

Babasının hayali canlandı gözünde tekrar:

“Sen olsaydın bugün... Ne yapardın sanki?” diye çıkıştı. “Kaçırır mıydın bu fırsatı? Hem kim bilir onca serveti sen nereden?

“Ayıp oluyor ama...”

‘İyisi mi yarınki Londra gezisini...” Çantasını açıp uçak biletine baktı. “Hey gidi dünya!.. Yarın bu saatlerde kimbilir nerelerde ve kimlerle olacaktı?.. Adını bile unuttuğu okul arkadaşları.. Londra geceleri... Sabahlara kadar... Eğlence... Müzik., dans.. oh be, hayat vardı Londra’da!..”

Vicdanın feryadını, nefsinin sesi bastırdı:

“Canım şunun şurasında ne yani?.. Yeter ki şu paraları bir alalım. Gerisi kolay. Gerekirse şoförün çocuklarının okul masraflarını bile üstleniriz. Bir de mahalle mescidine küçük bir yardım. İşçilere de hafiften bir kıyak geçtik mi? Bitti işte!.. Zavallılar! Ne kadar da haklılarmış meğer. Karar verdi:

‘Artık kimse kapıda beklemeyecek!’ İzin isteyenlere... ‘Hastayım’ diyenlere.. yalan söyleseler bile izin verecekti.

‘Gerçi her yalan affedilmemeliydi. Örneğin, adam sudan bahanelerle vaktinde işe gelmeyecek... Koskoca fabrikanın bütün işleri aksayacak. Sonra da aybaşında tıkır tıkır maaşını alacak. Olmaz efendim... işte bu olmaz. Ve bu yalan affedilemez... Neymiş, büyük oğlu rahatsızmış, yok küçük kızının elbisesi eskimiş, falan filan.. yapmasaydın be kardeşim!.. İki çocuk neyine yetmiyor senin?.. Arkasından tabii fakirlik edebiyatı: Maaş yetmedi de... İlaçlar pahalıymış da... Gel de sinirlenme..”

“Kendisininki mi? Evet. Doğru. O da bir nevi yalancılıktı. Ama kimsenin işini aksatmıyordu ki...”

Hesap cüzdanı veznenin önüne gelince işlerin yolunda oluşuna sevindi. Yüzünde bir sevinç daha dalgalandı. Artık dudaklarını kıpırdatmaya da gerek yoktu. Veznedeki yaşlı bayan adını yüksek sesle çağırınca kalp atışları hızlandı:

- Evet.,. Benim...

- Hüviyetiniz?

Hazırdı elinde. Tutuşturuverdi... Ve rica etti:

- Lütfen dolar cinsinden.

Cümlelerin üç kelimeyi aşmamasına dikkat ediyordu. Hay Allah!... Dolar ödemesi başka kasadanmış. Koşarak gitti. Evrakların kendinden önce gelmesine sevindi.

“Banka dediğin işte buna derler.” Demek mutlu son yaklaşıyordu. Kontrol işlemleri gecikmedi bu sefer. Veznedeki kadın, gözlüğünün üstünden bir ona, bir hüviyetine bakıyordu. Bereket o sahte değildi. Kadın paraları saymaya başlamıştı bile. Timuçin Bey aceleyle dolarları yerleştirirken ellerinin titremesine engel olamıyordu.

- Bakiyenin hesabıma işlenmesini rica etsem?

- Memnuniyetle efendim. Yarınki gezi ve iş bağlantısına fazlasıyla
yeterdi. Çantasını kapatıp bir-iki parmak hareketiyle şifresini değiştirdi

. Alelacele kapıya yanaşan Mercedes’ine kapaklandı.

-Eve., diyebildi.

Araba uçar gibi fırladı...

Evler, ağaçlar, insanlar.. insanlar evler, ağaçlar... Uçak, Londra.. Hayat ne tatlıydı... Yaşamak ne güzel..”

Bir kedi yavrusunun parçalanmış vücudu gözüne ilişince aklına ölüm geldi. Birdenbire düşünce ekranını temizlemek için başını başka tarafa kaydırdı. “Daha hızlı” diyecek oldu. Vazgeçti. Nede olsa... Ah!.. O da ne?.. Evet.., aklına gelen başına mı geliyordu?

“-Tüh be!.. Allah kahretsin’ Demeye kalmadı, karşı yönden aynı sür’atle gelmekte olan bir kamyonla burun buruna gelmişlerdi bile... Sert bir fren.. korkunç gürültü.. alevler.. dumanlar... Ah.. eyvah!...

Bir anda hakikatin acı yüzüyle karşı karşıya gelmek... Ne anlatılmaz bir duyguydu. Ümit ve hayal dünyasının aniden yıkılıvermesi.. benliğin preslenişi.. bütün kapıların birden kapanması...Her şeyin.. umulmadık bir anda.. her şeyin yok oluşu.

Zihninde sinema şeridi gibi olaylar canlanıverdi: Gençlik.. Para,., Yalan,,. Ah!.. Etmeseydi bulmazdı.. Ne olacak?. Ne yapacaktı şimdi?.. Nereye kaçacaktı?.. Sağa?.. Sola?.. Mümkün değil. Kaçamıyordu işte... alevler... Alevler de yaklaşıyor... Beynim.. başım.. iradem.. gücüm... Hayatım. durdu işte.. bitmez sanıyordum... Bitti işte... Evim., barkım... Çocuklarım., ah!.. Bir kerecik olsun yavrularımı görmek.. ah!.. Boynuna sarılmak... Keşke.. keşke bilseydim!.. İşim.. sahte evrak.. yaptıklarım.. yapmadıklarım.. ah!.. Boğuluyorum.. neye yarar?.. Artık çok geç şuur altım.. şuurüstüm.. meğer hepsi.. hepsi bir nefes., bir nefes bile değil.. ah!. Bir kerecik çocuklarım!.. Şimdi kim bilir.. Acı haberim... Gazeteler. arkadaşlarım.. bankadaki hesap... Sabahtan beri içimdeki duygu.. babam... İyi insan., çok iyi insan olacaktım.. neden?.. Nasıl?.. Niçin.. Niçin düşünmedim? Keşke vakit., bir gün daha... Bir saat..iyi.. çok iyi insan., işte ölüm... Kaşla göz arası. Ya boş hayallerim.. yarınki yurt dışı seyahatim. Meğer başka yolculuk... Hem de korkunç.. çok korkunç... Bilinmez... Sevdiklerim... Nerdesiniz?... Güzel güzel. Ama siz de... Siz de bir gün.. beklemeden... Ne olurdu?. Vicdan azabı... Kaçamaz mıydın sanki... Aman Allahım!.. Kanlar... Şoför Rıza... Şimdi de sıra... Eyvah!.. Ateş... Alev... Sarmadan üstelik sarmadan yanıyorum... Çocuklarım... Yetim boynu bükük, gözleri yolda... Babacağım!... Sen de mi?.. Bizi yalnız.. hayır... Olamaz.. cansız vücudum... Upuzun... Ya şimdi?... Keşke.. keşke namaz... İyi insan... Gençlik., vakit yok... Demeseydim.. ah!.. Diyecektim.. yapacaktım diyordum.. vakit kalmadı işte.. ah o çanta... Devlet malı... İflah olmaz...Olmadı., demişti ya.. olmaz olaydı... Babamın sözleri.. Namaz.. Cami.. ansızın... Ansızın geldi işte... Keşke az önce gördüklerim?... İbret.. Yolun kenarındaki kedi.. ben de.. farkım ne?... Ah, yandım... Ateş... Kurtarın... Vicdan.. deli.. saçma... Akıl... Param... Yandım... Yok mu?.. Hayır... Ben., ben iyi insan... Hepsi mi?.. Evet.. hepsi sizin.. Dolar. hesap.. yeter ki... Kurtarın.. bu tarafım?.. O taraf?.. Kaçmak.. ben mi?.. Ne zaman?.. Mümkün değil.. hepsi.. hepsi sizin., yeter ki.. elim., yüzüm... Varlığım.. yokluğum.. çocuklarım.. mezarım... Güller... Ne fayda?... Ben yokum...

Sayıklamalar aralıksız sabaha kadar sürdü. Doktorlar bütün tıbbi müdahaleleri yaptılar, teknolojinin en modern cihazlarıyla devreye girdiler, ancak netice değişmedi.

Evet, bir anda olmuştu olanlar. Gencecik Timuçin Bey hayatının baharında ve hiç beklemediği bir anda ölmüştü. Geriye ibretli bir hayat ve şifteli bir çanta bırakmıştı. Olay mahallinde şifre çözüldü.. çanta açıldı... Evraklar hazırlandı. İncelemeler tamamlandı... Yazışmalar... Suçlamalar... Bir sürü nedenler... Niçinler sıralandı: “Trafik canavarı.. hain kamyon.. bir de kaçmış.. üstelik sarhoşmuş... Canım bu kadar da içilmez ki...” Gazeteler., yakıştırmalar.. falanlar. Filanlar..

Netice bir gerçek? Timuçin Bey ölmüştu Hem de ansızın. Bilmem ki yoruma gerek var mı?
 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
ALLAH'IM! Şükrün büyüğünü . zikrin çoğunu nasihatın tabi olanını, vasiyetin korunanını bana ver.
Hadis-i Şerif


( - 0)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.

Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com