Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Nesillerin Mahvedilişi
Nesillerin Mahvedilişi
06/09/2007
Yrd. Doç. Dr Şemseddin Seçilmiş

Dönem sonuna yaklaştığımız günlerin bir akşamında, bitiremediğim çalışmalarım sebebiyle, okuldan çıkışım hayli gecikmiştic. Bir arkadaşımdan gelen “seni bekliyoruz, çabuk gel!” telefonu ile, masamın üzerini dağınık haliyle bırakıp, fakültemiz lobisine doğru yürümeye başladım. Lobinin yakınında bulunan, herkesin kullanımına açık, telefonların başında 7-8 öğrenci vardı. Bana yakın tarafta ise, garip tavır ve davranışları ile orada ilk defa tanıdığım Selma ve yanında iki delikanlı bulunmaktaydı. Selma öyle garip hareketler yapıyordu ki, bir memur arkadaşla durup seyretmeye başladık. Bazen arkadaşının boynuna sarılıyor, bazen de iki yakasından tutup yanaklarını tokatlıyor, ardından da sigara yakıp yere oturuyordu. Selma’nın garip hareketlerini değerlendirirken, onu şımarık öğrencilerimizden birine benzetmiştim. 0 esnada Selma oturduğu yerden sıçrayıp arkadaşının saçlarına yapıştı, başını bir güzel silkeledikten sonra, sırtında bulunan çantayı da fırlatıp hızlıca binanın dışına çıktı. Onu izleyen arkadaşının ardından ben de dışarı çıkmıştım ki, karanlıktan dolayı koşturmalarını zor fark ettim. Bu davranışların pek de normal olmadığını düşündüm ve derin bir iç muhasebesine daldım. Kısa bir duraklamadan sonra, okul bahçesinde Selma’yı aramaya başladım. Onu karanlık köşelerin birinde, sigara içerken yanındaki arkadaşı ile birlikte buldum.

Daha sonra, bilgilendirdiğim bir idareci arkadaşla beraber Selma ile konuşmaya başladık. Dekanlığa doğru yürürken, onun ne denli bir belaya müptela olduğunu anlamak güç olmadı. Selma tereddütlü bakışlar içinde, içine düştüğü şokun etkisiyle, belki bunlar da kim endişelerini taşıyordu.

Selma’yı Dekanlık katına çıkardığımızda, arkadan bizi izleyen arkadaşının daha net bir şekilde gördüğüm siması bize hiç itimat telkin etmemişti. Yabancı filmlerde seyrettiğimiz eroin müptelası, top sakallı, küpeli, değişik tıraşlı tipik gençlere ne kadar da benziyordu.

Selma’yı hızlıca çözebilmek için o delikanlıyı da odaya alarak diyaloğa başladık. Diğer idareci arkadaşımın da desteği ile çeşitli sorular sorarak, bölümünü, numarasını, ailesini, telefonlarını öğrenmeye çalıştık. Şaşkın bakışları içinde Selma ile diyaloğumuzu izleyen delikanlı korkulu bakışlarla Selma’nın veremediği cevapları veriyor, gayretimizi destekliyor görünüyordu. Israrlı ve müşfik diyaloğumuz neticesinde Selma, yine birtakım garip davranışlar sergilese de istediğimiz bilgileri almıştık.

Beni bekleyen arkadaşlarıma, gelemeyeceğimi telefonda bildirdikten sonra, Selma’yı ailesine teslim etme sorumluluğunu omuzlarımızda hissederek, telefon etmek üzere yan odaya geçtim. İstanbul’da olan evlerine telefon ettiğimde, öğretmen olan babası, karşıma çıktı. Kendimi tanıttıktan sonra, Selma’nın nerede olduğunu, kimlerle kaldığını, en son ne zaman görüştüklerini sorarak, yavruları ile ne kadar ilgili olduklarını anlamaya çalıştım. Aldığım cevaplardan, Selma ile yaklaşık iki aydır haberleşmediklerini üzülerek öğrendim.

Selma 1995 yılı sonbaharının ilk günlerinde öğretmen olan babası ile birlikte, üniversite koridor ve amfilerini tanımış, toz pembe gençlik hayalleri içinde, heyecanla üniversiteye başlayan genç bir kızdı. Maaşla geçinebilen ailesi, Selma’yı fakültesinin bulunduğu semtteki bir resmi kız öğrenci yurduna yerleştirmiş ve emin bir yer olduğuna inandıkları için de rahat rahat İstanbul’a dönmüşlerdi. Günler ve haftalar birbirini kovalarken, Selma ailesini arada bir telefonla arıyordu.

Girişken, arkadaş canlısı olan fıtratının yanında derslerini de ihmal etmeyen Selma, liseden tanıştığı iki arkadaşının da aynı kampüsü paylaşmasına seviniyordu. Bunlardan biri olan İlkay, kendi düştüğü bataklıktan kurtulma gayretinin olmamasının yanında başkalarına da bulaştırma niyetindeydi. Bu çirkin yüzünü belli etmeden Selma ile olan arkadaşlığını geliştirmiş, sigara ve alkolle başlayan bağımlılığını beyaz zehire kadar ulaştırmıştı.

Evet, Selma resmen devlet yurdunda kalıyor görünüyordu ama, maalesef içine düştüğü girdabın çetin sıkıntıları içinde, yurttaki kurallara uyamaz hale gelmiş ve gecelerini rastgele arkadaş evlerinde geçirmeye başlamıştı.

Telefon görüşmemiz içinde “Selma’nın yardıma ihtiyacı olduğunu, gelmeleri gerektiğini” babasına ilettikten sonra, yanlarına döndüğümde Selma biraz daha sakinleşmiş, için için ağlıyordu. İdareci arkadaşla, bu noktadan sonra yapabileceğimiz şeylerin programını yaparken, masumane bakışları içinde Selma’nın “Bizi korumadınız, koruyamadınız” ithamları ile boynum bükülüyordu.

Selma’ya biraz daha yaklaşarak “Selma seni bu bataklığa kim sürükledi, buna neden ihtiyaç duydun, zorun neydi?” diye sorduğumda soluk benzi, donuk bakışları altında aldığım cevap çok manidardı; “Hocam ruhum boş, sıkılıyordum, boşluğu dolduracak ilaç yoktu”.

Bu cevaptan sonra, bir kez daha irkildim ve fakültemdeki, yurdumuzdaki hatta dünyadaki benzer bataklığa sürüklenen gençleri ve nasıl sürüklendiklerini yeniden düşündüm. Öyle bir bataklık ki, ülke, şehir, mahalle, apartman hatta baba ocağının şefkatli kollarını aşarak yavrularımıza kadar ulaşmakta, milletimizi can evinden vurmaktadır. Geçmişte mahalle kavramı vardı ve gelen bir yabancı hemen fark edilir ve izlenirdi. Bu kavram yok oldu, ardından sokağa sahip olamadık, şimdi apartman da bitti, ateş kapımıza dayandı.

Bu hazin tabloyu merhum M. Akif 1913 yılında şu sözlerle ifade etmişti:

“Biz ki her mevcudu yıktık, gayesiz bir fikr ile;
Yıkmadık bir şey bıraktık, sade bir şey: Aile.”


Neslimizin korunması yolunda ailenin öncelikle korunması gerektiğini de söyleyen

Akif:

“İşte viran memleket! Her yer delik, her yer deşik!
Bunların tamiri kabil... Olsa ciddiyet, sebat;
Lakin Allah etmesin, bir düşse şayet, ailat
En kavi kollarla hatta kalkamaz imkanı yok.”


satırları ile işin ciddiyetini ortaya koymaktaydı.

Batılı devletler bu tehlikeleri çoktandır yaşamaktalar ve çözülen aile yapılan, içtimai hayatlarını doğrudan etkilemiştir. Şimdi onlar aile konusunu gündemin ilk maddesi haline getirerek tedbirler almaya çalışmaktadırlar. Çünkü yangın bacayı sarmış alev alev ocaklar söndürmektedir. Nasıl söndürmesin ki, ABD’de üniversite talebelerinin 500.000’i her gün alkol almakta ve bunların bir yılda tükettiği içki miktarı 430 milyon galonu (1 galon yaklaşık 5 litredir) geçmiş bulunmaktadır. Lise Öğrencilerinin % 59’u devamlı içki kullanırken % 34’ü uyuşturucu, % 7’si de kokain kullanmaktadır.

Görünen o ki, Batı toplumları büyük bir çözülmeyle karşı karşıya olup, ortada tek başına yaşayan insanlar, terk edilmiş çocuklar ve yaşlılar, dağılan yuvalar, çığ gibi artan boşanma ve evlilik dışı hayat, korkunç problemler olarak dünyanın geleceğini sarsmaktadır. Bütün bunlar Batı dünyasının cazibedar görüntüsünün arkasında yaşanan içler acısı manzaraları gözler önüne sermektedir. “Çok şükür ki bu anlamda Batılı değiliz ve çok şükür ki Müslümanız; bununla şeref ve izzet buluyoruz.”

Hayalimde yaptığım bu fikri seyahatten sonra Selma ile bir müddet daha konuştum. Ardından kendisini hastahaneye götürmek istediğimizi, tedaviye ihtiyacı olduğunu söyledikten sonra, uygun bir araba ile götürüp teslim ettik. Çok yakından ilgilenen nöbetçi doktorlar, hemen yatırdılar ve ertesi sabah buluşmak üzere ayrıldık.

Perişan bir vaziyette hastahaneye gelen anne baba, iki günlük ilk tedaviden sonra kızlarını alıp gittiler. Selma’nın anne ve babasının kolları arasındaki gidişi, hafızama kazınmış bir tablo olarak unutamayacağım anılarım arasında yer almıştır. Selma İstanbul’a gitse de onu orada izlemek, yapabileceğim bir şey varsa, “keşke ilgilenseydim” dememek için bazen telefon ettim, bazen de sekreterimize arattırdım. Yoğun tedavi altına alınmıştı. Aradan dört hafta geçtikten sonra, yorucu bir dersin yorgunluğunu üzerimden atmak için, odamda magazin türü şeyler okurken, Selma’yı yeni simasıyla ve rahatsız edebileceğinin mahcubiyeti içinde karşımda buldum. 0 kadar heyecanlanmıştım ki, “Hocam beni tanıdınız mı ?“ sorusunu bitirmeden, sevinçle “Selma, sen değil misin?” dedim. “Size teşekkür etmeye geldim” dedi. Gözlerim öylesine dolmuştu ki, hadiseyi bilen bir meslektaşım da odaya girince hep beraber gözyaşları içinde Selma’yı dinlemeye başladık. 0 geceyi tam hatırlamıyordu, ama sakinleştiği anlardaki bazı konuşmaları ve simaları yakalayabiliyordu. Ben kendisine o geceki halinden kısaca bahsettikten sonra, sahipsiz, ilgisiz kalan yavrularımızın her an beyaz zehir tehlikesi, ile karşı karşıya olduğunu, bizlerin görevlerimizi tam yapamadığımızı, onlara iyi rehber olamadığımızı anlatmaya çalıştım. Selma, o bulanık dünyadan adım adım sıyrılabilmenin mutluluğu, manevi destekler bulmanın şahsıma kazandırdığı güce de dayanarak “Hocam, benim halime düşen üç arkadaşım daha var, ne olursunuz hep beraber onlara da el uzatalım, onları da kazanalım!” dedi. Güzeli yaşamak ve yaşatmak açısından ne güzel bir fırsattı. Hemen isim ve bölümlerini öğrenerek bu yavrularımıza da en kısa zamanda ulaşmanın yolunu düşünmeye başladık.

Selma ile bir saat kadar konuştuktan sonra babasının selamına bilmukabele ederek, ruhundaki çalkantıları dindirebilecek birkaç eser hediye ettikten sonra kapıya kadar uğurladım. Narin yürüyüşüyle yanımdan uzaklaşırken, Selma gibi nice yavrularımızın da her türlü günah ve bataklıklardan kurtulması temenni ve duasıyla dalgın dalgın odama döndüm ve merak eden diğer arkadaşlarıma da bilgi vererek mutlu sonu anlattım.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra, daha güçlü gördüğüm Selma yine kapımda beliriverdi ve Lisan-ı haliyle, sanki durumu hakkında bilgi vermek için hatırımı sorduktan sonra, beni “hocam bu eserleri bana daha önce niye vermediniz?” sorusuna muhatap etti. Ne söyleyeceğimin şaşkınlığı içinde “kızım ne diyeyim, kurtuluşun o gece imiş, buna da şükür” diyebildim. Selma adeta bana ve benim gibilere hesap soruyordu. Bir nesil mahvedilmişti, şimdi başka bir nesil de böyle mahvediliyor, “ne duruyorsunuz, koşunuz, soluklarınız tükeninceye kadar koşun, yangın var!” çağrısıydı bu.

Selma’nın biraz daha kendini bulduğunu görmek beni o kadar sevindirmişti ki, üniversite kürsülerindeki mevcudiyetimizin bir misyonunu daha yaşamanın derin hazzı içindeydim. Yarım saat kadar süren görüşmeden sonra, kendisini yine kapıya kadar uğurlayarak başarılar diledim.

Selma ile çok hazin başlayan tanışma ve diyaloğumuz diğer arkadaşlarına da ulaşma gayreti içinde devam etmektedir.

Bu nesli koruma yolunda tek çekirdek aile kaldı ama, yeni kurulan yurtlar, yuvalar ve okullar ümit tomurcuklarımızı goncalar haline getirmiştir.

Tahribat çok büyük olmasına rağmen küçük küçük hasbi gayret ve himmetlerini bir araya getirerek bu yangını söndürmek maksadıyla himmet kanatlarını açan fedakar insanları ve onların kutlu rehberlerini kemal-i hürmetle selamlıyor ve onların sıhhat ve sağlıkları için dua ediyorum.
 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
ALLAH'IM! Beni bağışla. Bana merhamet et. Benden razı ol. Beni kabul et. Cennetine girdir. Cehenneminden koru. Durumumun tamamını düzelt. Dediler ki; Artır. Buyurdu ki: Hayrın tamamını toplamadım mı?



( Hadis-i Şerif - 0)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi
daha ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey
doldurmaz. Ama Allah tövbe edenin tövbesini kabul
eder.

Buhari rikak 10, Müslim zekat 116-119


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com