Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Ölümün Zamansızlığında Bir Tenezzüh
Ölümün Zamansızlığında Bir Tenezzüh
06/09/2007
Mehmet Öztürk
Yine ansızın yakalandım yağmura... Hoş, hep böyle oluyor ya zaten Oysa sakinsakin başı dumanlı yürümekteydim şehrin varoşlarında Kimseye iliştiğim de yoktu Neden sonra omuzumun üşüdüğünü hissederek irkildim. Saçlarım ıslanmış, elbiselerim sırılsıklam olmuştu. Ayakkabılarımın rengi çamurdan seçilemiyordu... Etrafıma bakındım; şu köşedeki çocuk, olmayan elbiseleriyle açık yerlerini örtmeye çalışıyordu. Ötede parkta oturan bir adam, gözlükleri ve uzunca cevizden bastonuyla tıpkı dedemi andırıyordu... Hareketsizdi ve yağmur bardaktan boşanırcasına, belki ihtiraslarına mağlup insanları paklamak için, belki de zamansız yağışıyla akıl sahiplerine bir ders vermek için, hınçla yağıyordu. Ve parktaki adam, sanki ihtiraslarına mağlup olanlardanmış da paklanmak istiyormuşçasına göğsüne, gözlüğüne ve bastonuna büyük bir sükünetle konuk ediyordu yağmur taneciklerini... Hey! Ben neden ıslandım? Burası neresi?

Parktaki adamın uyuyor olabileceğini düşünüp, onu uyandırmak için parka doğru yürümeye koyuldum... Yetiştim, oturdum yanına... Ellerimi omuzuna dokundurdum nazikçe... Sallandı ve ben konuşmaya başladım: “Rahmet yağıyor değil mi dede? Bak insanlar nasıl da kaçışıyorlar; sanki gökten gülle yağıyor. Halbuki Yaratıcı; tarlaları, hayırları, otları, kuşları, çimenleri, zambakları, papatya, kelebek ve laleleri unutmadığını ihtar ediyor yağmur damlalarıyla, değil mi? Sen biliyorsun bunları. Bildiğin için olsa gerek; rahmetin kollarına bırakıyorsun kendini büyük bir teslimiyet ve sükunetle... Yoksa yanılıyor muyum dede?Hıı? Söylesene!” Tam bu esnada adamın gözlüklerinin biraz öne kayması sonucu gözlerini hala açmadığını gördüm... Baston da yere düşmüş, çamura bulanmıştı. Kaldırıp bulduğum bir kağıt parçasıyla temizledikten sonra, tekrar düşmemesi için dedenin elleri arasına tutuşturdum bastonu... Buz kesilmişti neredeyse elleri... Acıdım. Uykusunun böyle derin olmasına şaşırarak, düşmek üzere olan gözlüğünü de düzelttikten sonra, dedeyi kendi haline bırakıp oradan ayrıldım.

Sonradan hissettim ıslaklığı birden. Yağmur hızlanmış, ben de hayli ıslanmıştım. Sağa koştum, sola koştum... Dam arası, köprü altı, otobüs durağı aradım boş yere... Çaresiz ben de bıraktım kendimi yağmurun kollarına. Benim için çaresizliğin ne de tabii olduğunu düşünerek bilmediğim yöne doğru yol almaya koyuldum.

Caddeler, karınca ordusunu andırırcasına hıncahınç dolu caddeler, ölümü hatırlatırcasına bomboş kalmıştı. Tek tük geçen arabalar ve belediye otobüsleri, burasının ölü bir şehir olmadığını ispatlamak istiyormuşçasına gürültü çıkararak geçiyorlardı sadece... Yanımdan geçen arabalardan birisi “benimle alay ediyor” intibaını uyandırarak, çukurda birikmiş yağmur sularından beni nasiplendirmeden edemedi.Söylendim arkasından.

O da ne!? Gaipten ses mi duymaya başladım yoksa?Etrafıma bakındım.Daha dikkatlice,bir kere daha...”Ha zavallı kadın sen miydin?Ne işin var senin burada?Evine,çoluğuna,çocuğuna gitsene.Ne oturuyorsun yağmur altında?Yoksa sen de!?Hem üzerinde oturduğun taş parçası soğuk değil mi?Soğuk alırsın sonra.Çocukların merak etmesinler seni...”

Hayır, kendimi kandırıyorum mihverine tahtımı kurup oturduğum yalanımla. Bunu, yalanımın doğru olmadığını ihtar eden bakışlarından anlıyorum kadıncağızın. Evlat, oğul, torun, yuva... Bu terimler bu kadına ne kadar da yabancı.

Zavallı kadın, yoksa sen de mi benim gibisin... Yok değil mi sığınacak bir yerin? Neden üzerinde bir şey yok... Ellerin de titriyor. Hayır, bunların hiçbirini söyleyemedim... Belki de utançla, bilmiyorum o zaman neler hissetmiştim! Bana uzatılan ve soğuktan titreyen ele; cebime daldırınca ne bulduysam cebimde, olduğunca teslim edip, tüm bu olanlardan dolayı suçlu benmişim vehmine kapılarak, sessizce uzaklaşmaya başladım. Ama insanın bir düşmandan, bir hayvandan, bir beladan kaçar gibi kaçması mümkün mü kendinden?

Hissiz, zavallı ben, bulanık duygularla devam ettim yoluma. Kadından uzaklaşırken; sesinin geldiği son yere kadar “Allah senden razı olsun yavrum” cümlesini işittim. İçinde “Allah” lafzı geçen kelimelerin armonisi ne hoş geliyor insana.

Ben artık iyiden iyiye üşümeye başladım. Dişlerimin takırtılarını kalbimin ritmine uydurdum. Gideceğim yeri bilmiyorum. Adımlarımı da ritmikleştirerek dekora uydurdum, yürüyorum...

Hey, şu adamlar ne götürüyorlar omuzlarında? Bezlere sarılı bu şey tabut değil mi?

Eyvah, o an neler geçmiyor ki aklımdan?

Koşuyorum parka. Hani şu köşedeki park... Nerede o yaşlı adam? Gözlerimin tüm arayışları boşuna... Bankın önünde, cevizden baston çamura düşmüş, ışıldıyor.Gözlükse birkaç adım ötede, camı çatlamış... Belli ki, çamurdan onu fark edemeyip, yanlışlıkla üzerine basmışlar.

Eyvah! İçimde bir sıkıntı. İrademe hakim değilim artık; kaçar adım sürükleniyorum yaşlı kadına doğru... Yaşlı kadın.. para verdiğim kadın., arkamdan “Allah razı olsun” deyip duran kadın. Koşuyorum ve ani bir fren!.. Bu gece rüyadayım sanki... Sanki bu gece ilk ve son kez sınıyor beni Yaradan... Sanki ben bu ninenin çocuğuyum...

Zavallı kadın ,oturduğu taşın üzerinden düşmüş...Sol tarafı omuzlarına kadar çamura batmış,gözleri açık ama, buhar yükselmiyor ağzından...Verdiğim paralar hala elinde...Sımsıkı tutmuş.Uzanıyorum ellerine...İrkilmek kelimesi artık bayağı geliyor...Aynı parktaki adamınki gibi,buz kesilmiş.Büyük bir gayretle kaldırıp tekrar oturtuyorum taşın üzerine...Para hala sağ elinde...Sımsıkı tutmuş.Devriliyor bedeni...Anlıyorum anlamam gerekeni.”Çaresiz”kelimeside oldukça bayağı ve yavan geliyor artık...Bırakıyorum yağmurun şarıltıları arasında onu.

Köşedeki çocuk...Şükür devrilmemiş..gitmiş anlaşılan,ortalarda görünmüyor.Sadece bir düğme duruyor az önce oturduğu yerde.

Şimdi daha yalnızım...

Yaşlı amca,zavallı kadın,sefil çocuk...Hepsi gittiler,zamansız,habersiz...Tek tesellim ,yaşlı amcadan kalan bir tarafı çamurla kirlenmiş ceviz baston ve camı çatlayan kalın çerçeveli gözlük.Bir desıranın bana da geleceğini hatırlatan ve doyasıya beni paklayan yağmur...Çevremde kimseler yok artık...Buralara zaten hiç araba da uğramaz.Hava da kararmaya başladı.Yağmur hala yağıyor.Ben yaşlı kadının hala üzerine oturduğu taşı yokluyorum...Tuhaf hislerle üzerine yerleşiyorum;elimde,yaşlı amcanın bastonu,gözümde onun kırık gözlüğü...

Doyasıya ıslanıyorum,öksürüyorum,hasta mı oldum ne?!Artık hiçbirşey düşünmüyorum,yağmurun zamansızlığından başka...Hem üşümüyorum da.
 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
ALLAH'IM! Senden sıhhat, afiyet, güzel ahlak, kadere rıza istiyorum.

( Hadis-i Şerif - 0)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Mü’minin durumu gıbta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.

Müslim, Zühd 64


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com