Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Doğum Kontrolü
Doğum Kontrolü
06/09/2007
M.ÜFTADE
Çocuğun tenasül uzvundan kan fışkırıyordu. Kardeşini sünnet etmişti aklınca. Önceleri bağırabildiği kadar bağırdı çocuk. Kanla beraber ses de yavaşladı; bir iniltiye dönüştü. Küçük ağabey hadisenin şokunu yaşıyordu. Anne ve babasına ne diyecekti? Bu korku içinde kanlı bıçağı pencereden fırlatıverdi. Bıçağı elinden atınca rahatlamıştı. Bütün suçlu bu bıçaktı sanki. Şimdi ağabey, aklınca kurtuluş çareleri arıyordu. Kardeşinin kanlı cesedi ve acı feryatları onu epeyce korkutmuştu. Ne olduğunu, neye uğradığını anlayamamıştı. Ortada bir felaketin olduğunu sezinliyordu. Suçunu bile idrak edemeyecek kadar küçüktü.

Orada reşit biri olsaydı ona: “Sen niye korkuyorsun evladım, anne babanın anlaşarak atmaya karar verdiği ceninden daha küçük bir şey kestin kardeşinden. onlar ağzı dili olmayan bir çocuğun dünyaya gelişini engellediler, sen hiç korkma onların suçu seninkinden daha büyük” diyecekti.

Bu çocuk, dünyaya gelmeden, ağlayıp gülemeden, hayatın tadını dünya ağzıyla tatmadan buradan gidecekti. Ona yaşama hakkı en yakınları ve “Gönüllü Aile Planlamacıları” tarafından haram ediliyordu. Canavarlarda bile, bu canice harekete rastlamak mümkün değildi. Bir küçüğü, bir yıldır hayatın tadını tatmış, küçük ellerini gökyüzüne kaldırmış, yıldızları parmaklarıyla göstermişti. Fakat yeni dünyaya gelecek masum, kendine kaderden tevdi edilen hakikat tohumunun sümbülünü gösteremeden gidecekti.

Batılı dostlarımız (!) bizim çoğalıp güçlenmemize razı değillerdi. Gerçi kadın çocuğunun alınmasını istemiyordu. Hayat şartları bunu gerektiriyordu. Hem de bu konuda o kadar kesif bir kampanya vardı ki bazıları bu flaş reklâmlara kanıyorlardı. Hâlbuki bu reklâmlarda ve çalışmalarda yapılan masraflarla dünyaya gelen çocuklar beslenebilirdi. Hastahanelerin en müstesna köşelerinde bulunan “Aile Planlaması Merkezleri” doğum kontrolü için bedava ilaç da dağıtıyordu. Kadının bu merkezlerden aldığı haplar onun sinirlerini hayli yıpratmıştı. Uç çocuğa birden bakamazlardı.

Bu çocuk onlar için bir hazır yiyiciydi. Ekonomiyi sömürecek, pahalılığa sebep olacaktı. Devletin ve bazı kuruluşların aile planlamasında bu kadar ısrarlı gayretlerine rağmen ülkenin fakirlikten, enflasyondan kurtulamaması da ayrı bir mevzu. Bu anne ve babalar kendi mahsulleri olan evlatlarını, kendi elleriyle, başkalarının telkinlerine aldanarak katlediyorlardı. İlahi beyanın:“Onlar nesli ve ekini (ekonomiyi) bozarlar” (Bakara 2/205) ifadesi ne kadar açıktır.

Kardeşinin tenasül uzvunu kestikten sonra sokak kapısına çıktı. Kapıyı sıkıca kapattı. Aniden aklına, evlerinin önündeki kamyonun arkasına saklanmak geldi. Kapılarının önündeki kocaman bir kamyon tekerinin arkasına saklanması onu gizleyebilecek miydi? Belki ebeveyni onu da orada unuturdu. Korkunun ve soğuğun verdiği heyecanla bir kuş gibi titriyordu. Terkedilmişliğinin, kalabalıklar içindeki yalnızlığının ızdırabıyla ağlıyordu. Sayıklıyordu küçük kardeşinin kanının son damlaları akarken çıkardığı sesle. Sırtını sağlam bir kaya gibi dayadığı tekerin arkasında yorgunluk ve bitkinlikten uyuyakalmıştı. Birdenbire sırtına çok ağır bir yükün bindiğini hissetti. Bu habersiz gelen yükün altında ikiye katlanmıştı. Şoförün arabayı çalıştırmadan el frenini bırakıvermesi, bu feci kazaya sebep olmuştu. Bu çocuk da ağlayıp bağıramadan kardeşinin gittiği, görmediği o meçhul âleme gidiyordu. Kocaman lastiğin altında o körpecik vücudu ezilmişti.

Bu olup bitenlerden hiç haberi olmayan anne ve baba, hastahanede çocuğu olmayan komşu kadına rastlamışlardı. Baba, bu kadının şimdi böyle karşılarına çıkmasından çok rahatsız olmuştu. Kadın, anneyi lafa tutmuştu. Konuşma esnasında hastaneye gelmelerindeki gerçek sebebi öğrenen kadın, anneye yalvarırcasına: “Ne olur aldırmayın, onu bana verin, ben sizin yerinize ona bakıveririm, büyüyünce yine size vereyim!” demesine rağmen kadına birşey söylemeden oradan uzaklaştılar.

Kadın çok hislenmişti. Herşey Allah’ın elinde değil miydi? Verir imtihan eder, vermez imtihan ederdi. İnsanın evladı olması kadar güzel birşey var mıydı? Bazen evlatları yüzünden günaha giren insanlar oluyordu. Bu sebeple çocukların eğitim ve öğretimi çok önemliydi. Aslında bugünkü yaşadığımız çevrede çocuğun terbiyeli yetiştirilmesi gerçekten çok zordu. Bazen en iyi insanların çocukları bile mükemmel yetişmeyebiliyordu. Çocukların ilk doğdukları gündeki gibi günahsız büyümeleri lazımdı. Düşünen kimdi bunu? Hesabını kitabını bilip de yaşayan kimdi? Bir selin ortasında herkes yuvarlanıp gidiyordu. Bunları düşününce kadın şöyle derin bir nefes aldı. Kendi başının hesabını rahatlıkla verebilirdi, ama dünyaya gelmesine sadece vesile olacağı çocuğun günahını nasıl taşıyacaktı? Rabbinden ümidini hiçbir zaman kesmemişti, nur topu gibi bir evladı olsun istiyordu. Allah ruhunu yarattıysa ona dünyada ceset giydirecekti. Onbeş-yirmi sene sonra çocukları olanlar bile vardı. Hz. Zekeriya (as)’ın durumu da ayrı bir mucizeydi. Kadın bu düşüncelerle, inkisar ve ümit arasında oturdukları mahalleye doğru yola koyulmuştu.

Anneye ise müdahale yapılıp çocuk alınmış, ekonomik sebeplerle bir masumun kanı yere dökülmüştü. Anne birkaç damla gözyaşıyla teessürünü belirtti. Babanın da yüzüne bu suç, bir korku, pişmanlık ve tatminsizlik şeklinde yapıştı. Tuttukları taksiyle evlerine dönerken anneyle baba, ne birbirlerine baktılar ne de bir çift söz ettiler. Şimdi diğer çocuklarını fazla bekletmek istemiyorlardı. Ancak onlara sarılarak biraz önce ameliyathanede bıraktıkları masumun hasretine tahammül edebilirlerdi. Hem öteki çocukları küçüktü, daha fazla yalnız bırakamazlardı. Evleri uzaktan görünmüştü. Bu evin önündeki kalabalık da neydi? Mahalleli de onların geldiğini farketmişti, ama bu feci hadiseyi nasıl anlatacaklar, büyük oğlunun kamyonun altında kalarak hayatını kaybettiğini nasıl söyleyeceklerdi? Hiçbir şey söylemeye gerek yoktu. Anne çoktan hadiseyi hissedip bayılmıştı bile. Hastahanede rastladıkları çocuksuz kadın bir yandan anneyi ayıltırken, onu teselli etmeye çalışıyordu. Baba ise evlerinin kapısını açarken bir yandan da gözyaşlarını siliyordu. Kapının gerisindeki
felaketten ise hiç kimsenin haberi yoktu. Orada onları bir üçüncü acı beklemekteydi.
 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
“ Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun”

( Tevbe - 119)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6.


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com