Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
Bir Garip Mezad
Bir Garip Mezad
06/09/2007
Ertuğrul Kocatürk
Geçmiş, hem bugünümüze, hem de yarınımıza kaynak olabilecek bereketli bir menbadır. Tabii geçmişi olanlar için...

Bizim toplum yapımız, hiçbir içtimai sistemin bugüne kadar ulaşamadığı bir güzellikler kuşağıdır. Kendi ruhundaki dinamiklerden güç alarak asırlardır ayakta durmasını başaran bu muhteşem milletin, karşısındaki hasım dünyanın bütün entrikalarına rağmen çağlar boyu mevcudiyetini devam ettirmesi, adeta bankalar üstü bir hadisedir.

Bu harikalığın temel dinamiklerinden biri de, cemiyetimizin fert ve aile yapısının sağlamlığı ve bu sağlam bünyeden ortaya çıkan “Abide Şahsiyetler” dir.
Zaman diliminin geniş yelpazesinin 16. asrı gösterdiği bir demde şehr-i İslambol’da nur gibi bir erkek çocuk dünyaya gelir. Bu çocuk, Yavuz Sultan Selim’in vezir-i azamı Kara Piri Paşa’nın hazinedarı ve kapukethüdası, deniz ümerasından Pervane Kaptan’ın biricik oğludur.

Dedesi, “Bugün yarın ölürüm” düşüncesiyle Tophane yakınlarındaki yalısında, yedi sene odası içindeki yüklükte tabutunu saklayan çok müttaki bir insandır. Adı “Ahmed” konulan bu güzel çocuk, işte İslam’ın böyle burcu burcu yaşandığı bir atmosferde neşet eder.

Küçük Ahmed, biraz serpilince, babası tarafından Sultan 1. Ahmed’e takdim edilir. Sultan Ahmed, bu pırıl pırıl nur yüzlü çocuğu görünce “Le kad halaknel insane fî ahseni takvim” ayetine masadak düşmüştür diye methedip isminin önüne “Melek” ilave eder. Ve küçük “Melek Ahmed” saraya alınır. Yıllarca Enderun terbiyesi içinde yetişen küçük Melek, önceleri “Haskiler”de hizmet eder. Ardından “Melek Ahmed Ağa” namıyla “Has oda” ya girer ve oradan da “Çuhadar” lığa yükselir. Bu pehlivan yapılı yiğit, ikbal basamaklarını tırmanmaya devam ederek “Silahtar”lığa yükselir. Çok geçmeden de üç tuğlu vezirlik rütbesi ile Diyarbekir vilayetine vali tayin olur (1638). Bir süre Musul muhafızlığında bulunduktan sonra da, İstanbul’a döndüğünde Kubbealtı Vezirleri arasına girer (1640).

Bu arada Dördüncü Murad’ın ehl-i kalp kızı Kaya İsmihan Sultan ile mesud bir izdivaç yapar (1644). Ve bu vazifeşinas insanın rütbesi daha sonraları sadrazamlığa kadar yükselir.

Kaya İsmihan Sultan ise, bu meleknümun ailenin kadınlık kanadını temsil eder. Dördüncü Murat’ın üçüncü kızı olan bu genç sultan, Melek Ahmet Paşa ile evlendikten sonra bu evliliğini takva ile ziynetlendirerek, Koca Mustafa Paşa Şeyhi Hasan Efendi’ye intisabla Rabiatül Adviye gibi ibadet köşesine çekilmiştir.

İşte bu günlerin birinde Kaya Sultan hamile kalır. Ve bu müjdeli hadisenin hemen akabinde bu feyizli kadın enteresan bir rüya görür. Rüyasını kocasına şöyle anlatır:

“Bu gece cennet bağlarında gezerken dedem Sultan Ahmed Han elimden tutup, bağ ve bahçe içindeki yüksek sarayları, huri ve gılmanları gösterdi. Gezerken Kayam gör! Cenab-ı Hakk bana neler ihsan etti. Bir kere Yeni Camii yaparken padişahlığıma bakmayıp işçilerin arasına girerek eteğimle taş ve toprak taşıyıp ‘Ya Rabbi! İşte Ahmed ırgadının hizmetini katında kabul eyle’ diye ağlayarak eteğimden toprağı ve taşı yere dökdümdü. Cenab-ı Allah bu hizmetimi kabul edip, bana cennetini ihsan etti. ‘Gel şimdi sen de Kayam benim cennet bağlarımda safa eyle!’ dedi. Sol tarafında duran Sultan Mustafa: ‘Ey birader! Şu Kaya kız bahtsızdır. Bırak, Melek Ahmed’den bir ömürlü kızı olsun ve dünyadan zevkini alıp, nesli kesilmesin. Sonra bizim bağlarımıza gelip gezsin’ buyurduklarında dedem bu niyete Fatiha deyip, elini yüzüne sürdü. Eline baktım kanlı idi. Ben de elimi yüzüne sürdüm, sağ elime biraz kan bulaştı. Korkumdan uyandım. Hayır ola! Canım paşacığım! İşte böyle bir rüya gördüm.”

Paşa, rüya tabirinden iyi anlayan biridir. Rüyanın tabiri hüzünlüdür. Fakat Paşa, hanımına hiçbir şey sezdirmeden rüyasının hayırlı, müjdeli olduğunu söyleyip bol bol tasaddukta bulunmasını söyler.

Kaya Sultan da kocası gibi hayırda yarışan biridir ve hemen Mekke ve Medine halkına bol bol ihsanlar da bulunur.

Ve Kaya Sultan’ın rüyasının üzerinden az bir zaman geçmiştir ki, Melek Ahmet Paşa da bir rüya görür. Paşa, bu son derece enteresan rüyasını arkadaşlarına şöyle anlatır:

“Allah hayırlar vere! Bu gece garip bir rüya gördüm. Meğer ben, Kaya Sultan ile münakaşa etmişim. Sultan bana dedi ki: ‘Bak Paşa, şimdiden sonra ne sen benim kocam olursun, ne de ben senin hanımın olurum. Hemen benim nikâhımı ver.’ Bunun üzerine ben tekrar büyük bir münakaşaya koyulup, ‘Bak sultanım efendim, benim seni boşamak ihtimalim yoktur. Meğer aramıza ölüm gire.’ dedim. Bunun üzerine Sultan: “Dedem Sultan Ahmet bana: (Evladın olduktan sonra gel) dedi. Ben ona giderim, boşa beni.” diye yalvardı. Ben dahi, ağlayarak: ‘Be hey efendim! Şu evi niçin berbat edersin? Ben senden ayrılmam’ dedim. Sultanım; imdi canım, ben senden ister istemez boşanırım, istersen üç yıl sonra yine bana gel, nikâh et. Ama gayri yanıma yaklaşma, namahremsin.’ dedi. Ben: ‘Behey sultanım, efendim! Böyle kederli sözler söyleme’ dediğimde, Sultan oturduğum odanın bir dolabını açıp içine girerek, kayboldu ve dolabın içinden şöyle bir ses geldi: ‘Canım Ahmed dedeciğim! Paşam beni boşamak istemiyor. Şu Paşama bir tenbih buyurun, beni boşasın.’ Derhal dola- bin kapısı açılarak Sultan Ahmed Han ile Sultan Mustafa içeri girdiler. ‘Bre Melek, niçin Kaya İsmihanı böyle boşamayıp üzersin? Aklın varsa, sen de üç yıl sonra boşan.’ dediler. Ben ise, ‘Hayır padişahım, boşanmam efendim’ dedim. Sultan Ahmed: ‘Mutlaka boşarsın. Allah’ın ezeli emri böyledir. Emir Peygamberin şeriatındandır. Alın şu Melek’i şer’e götürün!’ deyince birden kendimi bütün ulema, şeyhler, şeyhülislam ve yedi kubbe vezirlerinin hazır bulunduğu Ayasofya Camii’nde buldum. Şer’ i duruşmada ağzımdan nasıl oldu da, ‘boş’ sözü çıktı. Üzüntüden “İnşaallah ben de yakın zamanda Kayayı alırım ve Cennet’te onunla dolaşırım. dediğimde derhal gördüm ki, birkaç adam, Kaya’nın başına bir beyaz bez örtüp, koltuğuna da dört adam girerek götürüyorlar. Daha sonra Ayasofya’da bir çeşit namaz kıldık ki, ömrümde öyle karmakarışık namaz kılmamıştım. İmamımız
Şeyhülislam Sunizade Efendi önüme düşüp beni sarayıma getirdi. Korkumdan uyanıp, kendime geldim.”


Rüyayı dinleyen İmam Mehmed Efendi ile Gınaizade Ali Efendi vak’ayı sevindirici bir şekilde yorumlamalarına karşılık Paşa, daha önce hanımının gördüğü rüyayı hatırlayıp gözyaşları içinde rüyayı şöyle tabir eder:

“Bu rüyanın tabiri geçen aylarda görülmüştür ki, orada Sultan bir rüya görür. Rüyada Sultan Ahmed kendine cennet bağlarında: ‘Kayam benim bu bağlarıma gelsene’ buyurmuştur. Bunun üzerine, Sultan Mustafa ‘Yok birader, Melek’ den bir kızı olsun da sonra gelsin’ der. Sultan bu rüyayı göreliden beri hamiledir. Allah bilir, bir kız doğuracak. Allah, kolay eyleye. Benden boşanarak beyaz örtü bürünüp koltuğuna dört adam girmesi, kefen giyecek, tabut içinde gideceğine işarettir. Sultan Ahmed’in ‘Elbette Kaya’yı Allah’ın emri ile boşa, aklın varsa üç yıl sonra sen de gel’ demesi, üç yıl sonra benim de ahirete gideceğime işarettir. Ayasofya’da şeyhülislam ile karmakarışık namaz kılmamız, benim cenaze namazımı şeyhülislamın kıldıracağına işaret. Elimden tutup benim sarayıma götürmesi ise, Allah bilir beni ta mermer mezarıma kadar götüreceğine işarettir ve Allahüalem Kaya Sultan, bu doğum sırasında mutlaka vefat eder” der.

Ve Melek Ahmet Paşa’nın bu rüyayı anlatmasından yirmialtı gün sonra, köşk halkının okuduğu hatmi şerifler ve salavatlar içinde Kaya Sultan’ın nur gibi bir kızı dünyaya gelir. Köşk sevince gark olur ve çil çil altından sadakalar dağıtılır. Fakat çok geçmeden rüyanın tabiri çıkmağa başlar ve sevinçler hüzne dönüşür. Kaya Sultan, doğumdan sonra iyice rahatsızlanır ve doğumun dördüncü günü, yirmiyedi yaşında Hakk’ın rahmetine kavuşur.

Melek Ahmet Paşa, son derece üzgündür. Fakat Allah’ın takdirinden öte birşey olmayacağının da şuurundadır. Ve bu, abdestsiz yere basmayan dini bütün adam, artık yüzünü iyice ukbaya çevirmiştir. Gündüzlerini savm-ı Davudî ile, gecelerini seccadesini ıslatarak geçirmektedir. Hele bir hayır hasenat yönü vardır ki, oldukça ibretamiz ve enteresandır:

Paşa, her sene Ramazan ayının başında hazinesini açar, kıymetli eşyalarmı sarayının avlusuna çıkarır ve bunları kendi kapu halkına pek garip bir şekilde satardı.

Öyle bir satış ki, ortaya dökülen paha biçilmez kılıçların, kalkanların, eğerlerin, okların,
yayların, şalların, kürklerin, dibaların, canfeslerin parayla pulla değil, hayır hasenat karşılığı mezada çıkarıldığı bir satış...

Şöyle ki: İçinde yüzlerce kapu halkının (iç ağaların) sıralanıp beklediği avluda münadi şöyle bağırır:

“- Bir altın sahan!... Bir çocuk okutmaya...

Talip olan: “İki çocuk” diye artırır. Arkadan bir ses:
Üç! der. Münadi başka istekli olup olmadığını yoklar. Bulamazsa “Satttııım!” diye bağırmasıyla, tekrar sesi yükselir:

“-Bir murassa kılıç!... Onbin salavata... ve ardından kalabalıktan sesler yükselir: Yirmibin... Otuzbin... Ellibin!
Münadi tekrar bağırır:
“-Bir samur kürk!.. Bir çeşme yaptırmaya...

Böyle böyle bütün mallar, yetime bakmak, dulları korumak, çeşme yaptırmak, hatim indirmek, yasin okumak ve salavat getirmek gibi çeşitli hayır ve sevap karşılığı mezad edilip satılır. Daha sonra da bir heyet teşekkül ettirilerek, herkesin vaadini ve borcunu yerine getirmesi işi takip edilir.

İşte Melek Ahmed Paşa, melekleri gıpta ettirecek böylesine bir adamdır.

Evet, iman şuuru ile kanatlı ve kendi iç dünyaları itibarıyla derinlerden derin.. bu derinliğin tezahürü olarak da Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu serveti, mensubu olduğu din ve milleti yoluna adayarak, Rabbi’nin rızasını arayan bu “Abide Şahsiyetler” ile ecdadımız tarihteki güzide yerini almıştır.

Rabbimizin inayetiyle, bu velüd milletin daha çok Melek Ahmet Paşalar yetiştireceğini ümid ediyoruz.

KAYNAKLAR

1-Ayverdi Samiha; Boğaziçinde Tarih, Isı. Fetih Cem, Yay., İst. l968, sh. 370
2-Şahin, A. Fettah; Ölçü-2, T.Ö.V. Yay., İzmir/1990, sh. 90
3.............................; Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Cilt. 5, ikra Vay., İst./1984, sh. 198
4-Öztuna, Yılmaz; Büyük Türkiye Tarihi, cilt. 12, Ötüken Yay., İst./1985, sh. 330
 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
ALLAH'IM! Bilerek yaptıklarımı, hatalarımı, günahlarımı bağışla. Allah’ım! En doğru işimde bana hidayet ver. Nefsimin şerrinden beni koru.

( Hadis-i Şerif - 0)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Hiçbiriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için

de istemedikçe gerçek iman etmiş olamaz.

Buhari iman 7 , Müslim iman 71


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com