Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
İLİM ve AMEL...
İLİM ve AMEL...
15/01/2008
 
Biz insanlar hayat denen gemide menzile doğru yol alıyoruz ama ne yazıkki bindiğimiz geminin dümeni yok. Onun içindir ki birçok insanımız tam bir girdaba girmiş gibi ya yanlışlık ve kötü ihtirasları yüzünden kötülükler batağında yüzüp duruyor. Dümeni olmayan gemi ile yapılan yolculuk nedeni ile karşısına neyin çıkacağını bilmeden ve görmeden ansızın önüne çıkacak bir şeye şiddetle çarparak parçalanacak.
Oysa bu karanlıklar deryasında insanoğlunun yegâne dümeni ve deniz feneri ilimdir. Yine bu deryanın sonunda da Allah ve resulüne ulaşmak ve onlara kavuşmak vardır.
Onun içindir ki insanoğlunun en öncelikli görevi ilim tahsil etmek ve bu ilimle Allah'a daha yakınlaşması ve ona ulaşması gerekir. Zira Peygamber efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurdular:
"Benim üzerime bir gün doğarda, beni Allah'a yaklaştıracak olan bir ilmi o günde biraz daha çoğaltamazsam, o günün güneşinin doğmasında benim için bereket yoktur."
Yine Abdullah b. Mes'ûd Radıyallahu Anh der ki:
–İki obur vardır ki, asla doymazlar. Biri ilim peşinde koşan, öbürü de dünya düşkünüdür. Fakat bu iki oburluk bir değildir. İlim peşinde koşan Allah'ın hoşnutluğunu, dünya düşkünü de azgınlığını arttırır. Arkasından da şu iki ayeti okudu:
"Allah'tan, kulları içerisinde, ancak bilenler (Alimler) korkar." (35/28)
"Hayır, öyle değil. İnsan kendisini (İlmini ve amelini) yeterli görerek azar."(96/6)

* * *
Zamanın birinde bir Profesörün deniz seyehatıne çıkar. Gemi denizde belirli bir süre yol aldıktan sonra, bizim Profesör başlamış kaptan ile sohbete;
Profesör bilgiçlik taslayarak, Kaptana:
–Dünya Güneşin etrafındaki dönüşünü kaç günde tamamlar biliyor musun? diye sormuş. Kaptan:
–Hayır, bilmiyorum, diye cevap verince, Profesör:
–Gitti ömrünün üçte biri, dedi ve şunları ekledi:
–Peki, dünyanın kaçta kaçı sularla kaplı? Kaptan:
–Hayır, bilmiyorum, diye cevap verince, Profesör:
–Gitti ömrünün yarısı daha, dediği sırada yağmur bulutları her tarafı sarmış, fırtınanın bastırması an meselesiydi. Şimşek çaktı, gök gürültüsü ardından yıldırım ve dehşetli bir fırtına.
Bu defa kaptan profesöre döner:
–Peki sayın üstadım, siz yüzme bilir misiniz? diye sorar. Profesör:
–Hayır, bilmem, diye cevap verir. Kaptan:
–Eyvah Üstadım! gitti ömrünün tamamı, der.
İşte bu fıkradaki profesörün misali, öteki dünyada bizleri kurtaracak ilimleri öğrenmezsek, bu dünyalık için tahsil etmiş olduğumuz hiçbir ilmin kıymeti yoktur.
İmam Gazali der ki:
"İlmi ile Allah'a ibadet edenin (İlmi ile amil olanın) kalp esrarı açılır."
Yine buyurdular ki:
“Herkesin mutlaka dostu ve düşmanı vardır. Öyleyse sen Allah'a itaat et ki dostun O olsun ve senden memnun olsun."
Bilinmelidir ki:
İlim;
Karanlıklar içinde kalmışların ışığıdır...
Darda kalmışların yardımcısıdır...
Cahillik sahrasında kalmış susuz gönüllerin can suyudur...
Günah batağına batmış olanların kurtarıcısı, can simididir...
Hasta kalplerin ilacı, yolda kalmış olanların kılavuzudur...
İlim; yalnızlıkta can yoldaş!
İlim; gurbette arkadaş!
İlim; tenhada sırdaş ve yoldaş!
İlim; düşman karşısında silah!

* * *
Bilindiği üzere, Yunus Emre şöyle der:
"İlim, ilim bilmektir. İlim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen; ya nice okumaktır.”
Ebu Cafer'den rivayete göre: bir gün Peygamber efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescide girince iki grup gördü. Gruplardan biri Allah'ı zikrediyor, öbürü de ilmî konular hakkında konuşuyor, dua ediyor ve Allah'ı tanımaya teşvik edici sözler söylüyorlardı. Bu durum karşısında Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
–Her iki grup da hayırlı işle meşguldür. Fakat biri diğerinden daha üstündür. Beriki grup Allah'a dua ediyor. Allah isterse dileklerini yerine getirir, isterse reddeder, ötekilere gelince, onlar ilim öğrenip bilmeyenlere öğretiyorlar. Ben de bir muallim olarak gönderildim. Bunlar daha üstündürler." Bu sözlerin arkasından gidip onların yanına oturdu.
Ebû Said el Hudrî'den Eadıyallahu Anh’tan gelen rivayete göre; Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:
–Yeryüzündeki amellerin en üstünleri şu üç ameldir:
1–İlim öğrenmek,
2–Cihat,
3–Helâl kazanç sağlamak…
Çünkü ilim peşinde koşan Allah'ın sevgilisi, Allah yolunda savaşan O'nun velisi ve helâlinden kazanan da Allah'ın dostudur."

* * *
İmam Gazali anlatıyor:
Bir gün Şakik–i Belhi talebesiHatim–i Esam'a sordu:
–Ne kadar zamandır benim derslerime devam ediyorsun?
Hatim:
–Otuz üç sene oldu.
–O halde söyle bakalım; bu zaman zarfında benden neler öğrendin?
–Sizden sekiz mes'ele öğrendim efendim…
–İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn. Ömrüm seninle birlikte geçti de, sen benden sadece ancak sekiz mes'ele öğrendin öyle mi?
–Ey hocam, yalan söylemeyi sevmem, ben bu sekiz mes'eleden başkasını öğrenemedim.
–O halde benden öğrendiğin sekiz mes'elenin ne olduğunu anlat bakalım.
Hatim anlatmaya başladı:
“Mahlûkata baktım, her birinin bir mahbubu olduğunu gördüm. Fakat bütün bu mahbublar, kendilerini, en çok kabire kadar takip edip orada bırakarak geri dönmektir. Bunu görünce, kendime, sevapları mahbub edindim. Tâ ki mezarda da benden ayrılmasın ve beni tâkip etsinler.”
Şakik–i Belhi:
–Çok güzel söyledin! İkincisi nedir?
Hatim:
–Allahü Teâlâ'nın: "Fakat her kim de Rabbinin makamından korkmuş ve nefsini şehevattan alıkoymuşsa, onun varacağı yer muhakkak cennettir," ayet–i celîlesine baktım. Bildim ki, hak, ancak Allah'ın sözündendir. Onun için var kuvvetim ile nefsimi şehvetlerden uzaklaştırmaya çalışıp Allah'ın ibadetlerinden istikrara kavuşturdum.
Şakik–i Belhi:
–Ya diğerleri?
Hatim:
–Öğrendiğim üçüncü mes'ele; yine bu mahlûkata bakıp gördüm ki, herkesin yanında kıymetli bir eşya vardır ve bu onu yükseltmektedir. Allah'ın Nahl suresinin 96. ayetinde buyurduğu: "Sizin yanınızdaki dünya malı tükenir; Allah katındaki (rahmet hazineleri) ise bâkîdir" sözünü düşündüm.
Onun için elime ne geçerse, nefsime kıymetli görünen ne varsa, onu Allah'ın yanına –korusun– diye gönderiyorum. (O'nun rızasını kazanmak için dağıtıyorum.)
Dördüncüsü; şu mahlûkata baktığım zaman gördüm ki, her biri, mala, hesaba, şan ve şöhrete meylediyor. Bütün bunların manasını düşündüm ve hepsinin boş şeyler olduğuna kara verdim. Sonra Allah'ın şu ayetine baktım: "Sizin en şerefliniz takvâca en ileri olanınızdır." Bu ayeti gördükten sonra tahvâya sarılarak Allah nezdinde şerefli olmayı istedim.
Beşincisi; şu mahlûkata baktım ve gördüm ki birbirine taarruz eder, birbirini kötüler ve lânet okur. Bütün bu hareketlerin sebebini hasedde gördüm. Sonra şu ayete dikkatle eğildim:
"Onların bu dünya hayatındaki rızıklarını aralarında biz böldük."(43/32) Bu ayetin ifade ettiği manaya sarılarak hasedden şiddetle kaçtım; çünkü rızık taksimatını Allah–ü Teâla'nın yaptığını kat'iyetle iman ettim. Böyle olunca halktan kaçmayı ihtiyar ettim, halkın düşmanlığından kendimi korumuş oldum.
Altıncısı; halka baktım ve gördüm ki, herkes birbirine sarılıp kavga ediyor. Bu manzarayı görünce Allah'ın şu ayetini düşündüm:
"Hakikaten şeytan size düşmandır; siz de onu düşman edinin."(35/6)
Sadece ezelî düşmanımız olan şeytana düşman kesildim. Ve son derece hassas tedbirler alarak ondan öcümüzü almaya çalıştım. Çünkü onun bana düşman olduğuna Allah şahitlik etmektedir. Şu halde ondan başkasına düşmanlık beslemeyi bırakmak benim için vazife oldu.
Yedincisi; baktım mahlûkata ve gördüm ki, herkes bir parça ekmeğin arkasından koşarak kendini rezil ediyor. Bir parça ekmeğe sahip olmak, için gayri meşru işler yapıyor. Bunu görünce Allah'ın şu ayetini düşündüm:
"Yerde yürüyen ne kadar canlı varsa hepsinin rızkı ancak Allah'a aittir."(11/ 6) Bildim ki, rızkı Allah'a ait olan canlılardan biri de benim. Bundan ötürü Allah için gereken vazifeye daldım. Âdil olan Allah'ın nezdindeki rızkımı ise Allah'ın merhametine bıraktım.
Sekizincisi ise: bakıp gördüm ki, insanların her biri, kendisi gibi yaratık olanlardan birine sırtına dayamış. Kimisi tarlasına, kimisi ticaretine, kimisi beden gücüne ve kimisi de san'atına güvenmekte... O zaman Allah'ın şu ayetine sarıldım ve sadece Allah'a tevekkül ettim; yalnız o bana kâfidir, dedim:
" Kim Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter; muhakkak ki Allah emrini yerine getirendir."(65/3)
Şakik–i Belhi:
–Ey Hâtim–i Esam! Allah seni muvaffak etsin. Ben Tevrat, İncil ve Furkan ilimlerine baktım ve gördüğüm diyanet ve hayır çeşitleri, senin saydığın nesnelerden başkası değildir. Her müspet şey, senin saydığın sekiz temel üzerine bina edilmiştir. Demek ki bu saydığın sekiz şeyle amel eden bir kimse Allah'ın peygamberlerine göndermiş olduğu dört kitaba da uygun hareket etmiş olur.
İlmin bu dalını öğrenmeye ancak âhiret âlimleri gayret sarfederler. Dünyaya dalan âlimler ise, rütbe ve mal hangi ilimle elde edilirse onun peşinde koşarlar. Onun için Allah'ın peygamberlerini vazifelendirip gönderdiği ilimleri tamamen ihmal ederler.
Bütün bunlara göre biz insanoğluna düşen görev, Allah rızası için ilim öğrenmeli ve bu ilim ile de salih amel işlemeliyiz. Bunun yanında ilmin gerektirdiği soğukkanlılığı, yumuşak huyluluğu, ağır başlılığı, edep ve mütevazılığı da öğrenmemiz gerekir.
Allah'ım! Bizlere faydalı ilimler ve ihlâslı ameller nasip eyle! Son nefesimizde biz günahkârların ruhunu iman ile alıp, rahmet meleklerini gönder.
Allah'ım!
Şiddetli beladan, bedbaht olmaktan, kötü iş yapmaktan ve düşmanımızı sevindirmekten sana sığınırız.
Allah'ım! Bizleri Dünyanın tatlı görünüşüne aldanmaktan koru. Şehvetleri peşinde koşup zulmette kalan bedbahtlara hidayet nurun ile doğru yolu göster! Şüphesiz sen merhametlilerin en merhametlisisin. (Amin…)
 
deneme
NURİ KARACA
 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
ALLAH'IM! Şükrün büyüğünü . zikrin çoğunu nasihatın tabi olanını, vasiyetin korunanını bana ver.
Hadis-i Şerif


( - 0)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Her insan hata eder hata işleyenlerin en hayırlısı

tevbe edenlerdir.

Tirmizi kıyame 49, ibn mace zühd 30


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com