Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
BEN, KENDİMİN DEĞİLİM
BEN, KENDİMİN DEĞİLİM
19/12/2007

Günün herhangi bir saatinde birden bire dudaklarınızda bir gariplik hissediyorsunuz. Üst üste gelmiyor, eskiden olduğu gibi birbirlerine uymuyorlar. Doktora gidiyorsunuz, “gözlerinizi sıkıca kapayın, bastırabildiğiniz kadar bastırın” diyor. Bütün gücünüzle bastırıyorsunuz ama biri yeterince kapanmıyor. Şaşırıyorsunuz. Her gün defalarca baktığınız aynaya bu sefer baktığınız zaman yüzünüzdeki simetrinin bozulduğunu görüyorsunuz. İstediğiniz kadar uğraşın, zorlayın dudaklarınız sizi dinlemiyor. Ürküyor, korkuyor, sarsılıyorsunuz.

            Ve düşünüyorsunuz, bir gün elime de, ayağıma da, diğer organlarıma da söz geçiremeyebilirim. Şimdi çok tabii gelen şeyleri bir gün yapamayabilirim. Göremem, duyamam, konuşamam, koklayamam, tutamam, yürüyemem, koşamam. Parmağımı bile kımıldatamayabilirim.

            Sahi, şu anda nefes alırken çok mu bilinçliyim? Bir anlık nefes almak için hangi organlarım, hangi aşamalarla işbirliği yapıyor ve o nefes vücudumun neresini, nasıl etkiliyor? Bu mekanizmada benim rolüm nedir? Kendim mi yapıyorum her şeyi? Vücudumun her tarafını kuşatan, dünyayı birkaç defa turlamaya yetecek kadar uzun olan damarlarımda kanın dolaşmasında, ciğerlerimin, böbreklerimin, beynimin, hasılı bana ait olduğunu düşündüğüm/zannettiğim organlarımın işlevlerini görmesinde benim etkim nedir?

            Dudaklarıma, göz kapaklarıma bile sözüm geçmiyorsa, onları nasıl sahiplenebilirim? Nasıl “benimdir” diyebilirim?

Doktor, tomografiye gönderiyor. Oradaki görevli “elini kolunu yanlara uzat, hiç kıpırdama” diyor ve üzerine uzandığınız cihaz kendiliğinden bir deliğe doğru sürüklüyor sizi. Gözünüzü kapatıp mezara girdiğinizi farz ediyorsunuz. “Şimdi gözümün ve dudaklarımın beni dinlemediği gibi bir gün bütün bedenim dinlemeyecek; şimdi bedenime canlılık veren o göremediğim şey çekilecek; öldü, diyecekler benim için” diye düşünüyorsunuz.

Ve devamı… Bütün sevdiklerim arkamdan ağlayacaklar. Duyanlar üzülecek, belki bazıları sevinecek. Bana ait olduğunu zannettiğim, utanıp herkesten gizlediğim vücudumu birileri soyup yıkayacak, sonra da basit bir beze saracak. Ben, kim bilir daha önce kaç kişinin girdiği bir tabutun içinde musalla taşında beklerken, bir imamın arkasında saf tutan dostlarım iki rekâtlık bir namaz ile son görevlerini yapacaklar. Arkasından omuzların üzerinde elden ele hızlı hızlı taşıyacaklar kabristana doğru. Ve önceden kazılmış daracık bir çukura, toprağın bağrına salacaklar. Sonra da üzerime kürek kürek toprak atıp dünyayla, ışıkla, sesle, hayatla bütün bağlantımı koparacaklar. En sonunda üstlerini başlarını silkeleyip, kalan ömürlerini tamamlamak, er veya geç kendileri de gelmek üzere çekip gidecekler. Daha ilk andan itibaren bedenim çürümeye başlayacak. Yıllarca ihtimamla baktığım vücuduma her türlü haşarat dadanacak ve ben müdahale edemeyeceğim. Ve birkaç yıl içinde dağılıp toprağa karışacağım.

Yok mu olacağım o zaman? Hani hiçbir şey yok olamazdı. Bir zerre bile yok olamazken, yeryüzünün en gelişmiş varlığı olan ben nasıl yok olabilirim? Ben, kendi irademle var olmadığıma ve kendi gücümle varlığımı sürdürmediğime göre yok da olmamalıyım değil mi?

Ben, kendime ait değilmişim demek ki! Hiçbir şey benim değilmiş. Benim başka bir sahibim varmış. Ve O, beni boşuna yaratmamış. Bir ot bile sebepsiz yaratılmamışken, ben nasıl amaçsız olabilirim?

Peki, o amaç nedir? Yaşım şu kadar oldu, ne zaman o amaca yöneleceğim?

İşte, bir kişi aylarca uğraşıp milletvekili seçildikten sonra, mazbatasını almak için giderken öldü. Bir başkası askerliğini bitirmeye birkaç gün kala öldürüldü. Daha başka biri yıllarca çalışıp kazandığı üniversitenin kapısından giremeden teslim etti ruhunu. Bir diğeri, düğün gecesi, bir başkası kazandığı ödülü alamadan ölüverdi. Kimi genç, kimi yaşlı, kimi zengin, kimi fakir, kimi kadın, kimi erkek… Hiç ayrım yapmıyor ölüm. Ben de öleceğim. Şimdi saçlarımın ağarmasına, derimin sarkmasına, yaşlanmaya engel olamadığım gibi ölüme de engel olamayacağım bir gün…

Düşünmeye devam ediyorum…

Hani ev alacaktım daha. Hani şoförlüğü öğrenip araba alacaktım, ailemi bindirip gezdirecektim. Çocuklarım okuyacak, işe girecek, evlenecekti. Gelinlerim, damatlarım olacaktı. Torunlarım olacaktı. Adımı koyacaklardı her birine. Cevizin içiymiş torunlar. Onları kucağıma alıp sevecek, dizimde yatırıp masallar anlatacak, parka götürüp eğlendirecektim. Emekli olacaktım. Hacc’a gidip günahlarıma tevbe edecektim. Kaza namazlarımı kılacaktım. Hayır-hasenat yapacaktım. Hani, hani, hani ???

Doktor, “sakız çiğne” diyor. “Günde bir bardak süt, bol bol da su iç. Sakın tuzlu yeme.” Bir poşet dolusu da ilaç yazıyor.

Sakız çiğnemeyi sevmiyorsunuz. Süt içmeyi de… Şu yazın bunaltıcı sıcağında su içmek iyi hoş da, tuzlu yemeyince nasıl bol bol içeceksiniz? Ya o acı ilaçlar? Ama katlanıyorsunuz her şeye. Sadece dudaklarınızın çarpıklığını gidermek ve gözünüzü rahatça kapayabilmek için…

Peki, vücudunuzun tamamını, yalnız vücudunuzu değil, ruhunuzu da, üstelik sadece bu geçici dünya için değil ebediyen korumak için ne yapıyorsunuz?

Gerçekte ne yapmanız lazım?

                                                                                                                MehmetSARMIŞ                                                                                                          mehmetsarmis@gmail.com

 

Aynı Kategoriye Dön

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir.


( BAKARA - 97)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’dan kork.
Kötülük işlersen, hemen arkasından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün.
İnsanlarla güzel geçin!

Tirmizî, Birr 55



 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com